Minister of Interior to participate in the 6th Ministerial Conference of the Budapest Process on Migration Visits Pakistan Consulate, Meets with Minister for Interior of Turkey, President of the Religious Affairs of Turkey

IthMinisterial Conference of the Budapest Process being held from 19-21 February in Istanbul. The aim of this initiative is to promote safe and regular migration.
STANBUL, 19 February 2019: Minister of State for Inerior Mr. Shehryar Afridi is leading Pakistan delegation to the 6

Upon his arrival at Ataturk Airport Istanbul, Mr. Shehryar Afridi was received by Minister for Interior of Turkey Mr. Süleyman Soylu and Ambassador of Pakistan Muhammad Syrus Sajjad Qazi. Both counterparts also had a brief meeting. During the meeting, the special nature of Pakistan-Turkey relations was emphasized. It was noted that bilateral cooperation was flourishing in the political, economic, investment, defence, education and cultural spheres. Matters of mutual interest including sharing experience in the fight against terrorism, countering money laundering, curbing illegal migration, etc. were also discussed. Mr. Afridi lauded Turkey’s excellent arrangements for hosting millions of Syrian refugees. 

Minister Shehryar Afridi had a surprise visit to Pakistan Consulate General in Istanbul. He showed satisfaction at various services offered by the Consulate including visa facilitation, passports, etc. He mingled with Pakistanis visiting the Consulate for various consular matters. Pakistan Consul General Mr. Bilal Khan Pasha briefed the Minister on the issues faced by Pakistanis in Turkey.

Mr. Shehryar Afridi also called on President of Religious Affairs of Turkey Prof. Ali Erbaş. Both sides discussed collaboration in reform of religious education system. Mr. Afridi showed keen desire to learn from the Turkish Imam Hatip School system. The Turkish model of Imam Hatip School is fusion of Islamic and modern education as it contains as much arts and science classes as normal high schools do.

12 Şubat 2019'da Ankara'da Keşmir Dayanışma Günü semineri sırasında ESAM Başkanı M. Recai KUTAN'ın konuşması

Selamlama…
Muhterem heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Pakistan İslam Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği ve ESAM Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından düzenlenen 5 Şubat Keşmir Dayanışma Günü toplantımıza hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Muhterem Misafirler,
İslam âleminin büyük bir bölümü şu anda tarihinin en kritik ve en badireli bir dönemini yaşamaktadır.  Çünkü birçok İslam ülkesinde zulüm var, kan ve gözyaşı var.
Bu ülkelerdeki Müslüman kardeşlerimiz, insanlık dışı vahşet ve katliamlarla karşı karşıyadır. Peki, bu zulüm kan ve gözyaşının sorumluları kimler?

İnsanlık tarihinde son 200 yıl, Batı Medeniyetinin dünyada egemen olduğu bir dönemdir.
Evet, bu dönemde yeryüzünü Batılı emperyalistler şekillendirdi, haritaları onlar çizdi, dolaylı veya doğrudan bu coğrafyadaki ülkelerin yönetici kadrolarının oluşumunda, batılılar belirleyici oldu. 
1920’li yıllara kadar, dünya coğrafyasının büyük bir bölümü, Batılılar tarafından işgal edildi. İşgaller esnasında acımasızca katliamlar, işkenceler, soykırımlar yapıldı. Bu yüzden, dünya halkının büyük bir çoğunluğu sefalet, yoksulluk, açlık ve ölümle burun buruna yaşamak zorunda bırakıldı. İşte Batı medeniyetinin gerçek yüzü budur.
Dünyanın insanlık utancı bu hale gelişinin sebebi “kaba kuvveti” ve “menfaati” hak sebebi sayan Batı medeniyetidir.
Tarihi gerçekler bizim medeniyetimiz ile Batı medeniyetinin arasındaki gerçekleri açıkça ortaya koymasına rağmen bir süre önce Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Türklerin Ermeni soykırımı yaptığı iddiasını tekrar gündeme getirmiştir.
Şu tarihi olay İslam medeniyeti ile Batı medeniyetinin farklarını ne güzel açıklamaktadır.  
1566 yılında Osmanlı Sadrazamı olan Sokullu Mehmet Paşa, Fransız elçisini çağırıp, “Saint Barthelemy” katliamını sorar. 24 Ağustos 1572’de önce Paris’te başlayan bu katliamda iki gün içerisinde on binlerce Protestan, Katolikler tarafından katledilmişti. Sağ kalan Protestan soyluları da Katolikliği kabul etmişlerdi.
Sokullu Mehmet Paşa elçiye, “Bizim sancağımızın dalgalandığı uçsuz bucaksız yerlerde çeşitli dinlere bağlı, çeşitli ırklardan milletler yaşıyor. Hepsi de inandıkları gibi yaşarlar. İstanbul’da camilerin yanında kiliseler ve havralar vardır. Kimse kimseyi rahatsız edemez.” diyerek elçiyi azarlar.
20. asra kadar, bu batıl anlayışın öncü temsilcisi İngiltere idi. Çünkü üzerinde güneşin batmadığı iddiasında bulunan İngiliz imparatorluğu ve diğer emperyalist ülkeler nereleri işgal etmişse, o bölgelere huzursuzluğu, çatışmaları da yerleştirmiştir.

Birinci Dünya Savaşı öncesine kadar farklı etnik grupları, farklı din ve mezheplerden insanları asırlar boyunca bir arada tutup, barış ve huzur içinde yöneten “Bizim Medeniyetimiz” ise İngiltere’nin öncülüğünde, emperyalist ülkelerin hedefi idi.
Batı medeniyetinin karşısındaki, temeli İslam inancı olan bizim medeniyetimizde üstün olan güç sahibi değil, zayıf da olsa Hakka bağlı olandır.
Bu yanlış Hak anlayışı ile İngiltere,  Hindistan’a sözüm ona bağımsızlık vererek ayrılırken o bölgeye de çatışma ve huzursuzluk tohumlarını ekmiş ve Hindistan-Pakistan arasında "Keşmir"  ihtilafını doğurmuştur.

Değerli Misafirler,
İslam âleminin uzun yıllardan beri kanayan yaralarından biri olan Keşmir'deki vahşet ve zulümler, her yıl 5 Şubat günü bütün dünyada anılmaktadır.  Bu noktada sözlerime devam etmeden önce geçen yıl Aralık ayında kaybettiğimiz Keşmir davasına ömrünü adayan Prof. Dr. Oya Akgönenç Mughisuddin’i rahmetle ve minnetle anıyoruz. 

Kısaca bilgi vermek gerekirse, Keşmir; Hindistan, Pakistan ve Çin sınırlarında bir dağlık bölgedir. Himalayaların batı ucunun güneyindeki vadi bu adla anılmıştır. 1947’de Britanya’nın sömürgesinden bağımsızlığı kazandığında nüfusunun çoğunluğu Müslümanlardan ibaret olduğundan Pakistan, Keşmir Emirliği’ne ait bu bölgeyi kendisine talep etmiştir.
Keşmir’in büyük çoğunluğunun Müslüman olmasına ve coğrafi konumu itibariyle Pakistan’a yakın bulunmasına rağmen bir Hindu olan Keşmir Emiri Maharaja Hari Singh, Ekim 1947’de Keşmir’i Hindistan’a ilhak ettirerek kendisi de Delhi’ye sığındı. Bunun üzerine 27 Ekim 1947’de Hint güçleri Keşmir’e girdi. Pakistan ve Hindistan arasında arkası kesilmeyen bir savaş başlamış oldu.
O dönemdeki nüfus kayıtları, Keşmir’in 4 milyonluk nüfusun 3 milyonu Müslümanların, 809 bini de Hinduların oluşturduğuna yer veriyor. 

Bu karar Keşmir halkının yoğun itirazlarına ve tepkilerine yol açmış, Hindistan’ın bölgeye asker sevk etmesi üzerine gelişmeler Pakistan ile Hindistan arasında bir savaşa dönüşmüştür. İhtilaflar ve çatışmalar da hala sürmektedir.
Günümüzde Hindistan, Afganistan, Pakistan ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin sınırdaşı olan Keşmir bölgesi bugün fiilen 4 parçaya ayrılmış durumdadır. Kuzeydeki kısmı Pakistan tarafından kontrol edilirken, batısında sadece Pakistan’ın tanıdığı Azad-Keşmir İslam Cumhuriyeti yer alıyor. Güneyde Hindistan tarafından kontrol edilen Cammu-Keşmir bölgesi bulunuyor. Doğu’da ise Çin’in 1962’de ele geçirdiği Aksa-i Çin bölgesi yer alıyor.
21 Nisan 1948 tarihli 47 no’lu Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi kararında “Keşmir halkının geleceğinin Keşmir halkı tarafından belirlenmesi” gerektiği açıkça ifade edilmesine rağmen Keşmir sorunu uluslararası bir sorun olarak günümüze kadar gelmiştir ve zulüm devam etmektedir.
Bu tarihi mücadele sırasında, Keşmir’in cesur ve kararlı insanları eşi olmayan ve tahayyül edilemeyecek fedakârlıklarda bulunmuştur.
Bugüne kadar 100 binden fazla kardeşimiz bu uğurda hayatını kaybetmiş, 10 binden fazla kişi kayıp durumdadır ve kayıpların hayatta olup olmadıklarına dair bir bilgi de bulunmamaktadır.
10 binlerce kadınımız insan onuruna yakışmayan muamelelere maruz kalmış, binden fazla kardeşimiz misket bombalarının hedefi olmuş ve bu yüzden görme yetilerini kaybetmiştir.
Keşmir meselesi sadece Hindistan’ın veya Pakistan’ın meselesi değil, inancımız gereği ümmetin meselesidir.

Milli Görüş partileri ve ESAM’ın Keşmir ilgisi;

2-3 Aralık 2018 tarihlerinde gerçekleştirmiş olduğumuz Müslüman Topluluklar Birliği toplantısına katılan ve ardından 5 Aralık 2018 Çarşamba günü, ESAM Çarşamba Konferansı’nda konuşan Dünya Keşmir Konseyi Başkanı Prof. Dr. Ghulam Nabi Fai şunları ifade etti:
“Özellikle Saadet Partisi ve ESAM yıllar boyunca Keşmir davasını gündemde tuttukları ve vermiş oldukları tüm destekler için teşekkür ediyorum. 
1991 yılında, bundan tam 27 yıl önce, Washington’da Uluslararası Keşmir Barış Konferansları başlatmıştık. O konferansların ilk katılımcılarından biri de Sayın Recai Kutan olmuştu. Toplamda 600’den fazla kişinin katılmış olduğu o konferanslarda bir sonuç bildirgesi yayınladı. Sonuç bildirgesinde Recai Kutan’ın da imzası vardı.
O deklarasyonda çok basit bir şey talep ediyorduk. BM o dönemde Keşmir halkının kendi kaderini tayin etme hakkının bulunduğunu kabul etmişti. Bizim tek talebimiz bu kararın uygulanmasıydı.

1995 yılında Pakistan Cemaati İslami Partisi Genel Başkanı Hurşit Ahmed tarafından Amerika’ya gönderilen 7 kişilik heyete, Türkiye’den de Erbakan hocamızın görevlendirdiği Abdullah Gül vardı. Heyet gündemi 3 maddeden oluşuyordu.
İslamafobia, Filistin, Keşmir…”

Değerli Misafirler,
8 Ekim 2005 günü kardeş Pakistan’da, son yıllarda emsali görülmemiş 7,6 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Pakistan’ın kuzeyindeki Azad Keşmir adeta harabeye döndü. Resmi açıklamalara göre 87,350 Müslüman kardeşimiz hayatını kaybetti. Yüz binlerce de yaralı vardı. Hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet dileriz.
Uzun yıllardan beri Hindistan’la ciddi sorunları olan bu fakir Keşmir, depremle daha da büyük sıkıntıların içine düşmüştü. O dönemde Saadet Partisi Genel Başkanı olarak görev yapıyor idim. Kardeşlerimizin bu acılarını paylaşmak, ihtiyaçlarını mahallinde tespit edebilmek için, Pakistan’a gitme kararı aldık.
O zamanki Genel Başkan Yardımcımız Temel KARAMOLLAOĞLU, Cansuyu Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Mustafa KÖYLÜ ve Prof. Dr. Sacit GÜNBEY, gazete ve televizyondan muhabirlerle 8 kişi yola çıktık.
İlk gün Lahor’da, yakın işbirliği içerisinde olduğumuz Pakistanlı Hizmet Vakfı yöneticileriyle görüşüldü. Deprem ve deprem çalışmaları hakkında detaylı bilgiler alındı.
Aynı gün Pakistan Başbakanı Sayın Şevket Aziz ile İslamabat’ta yaklaşık 1,5 saatlik bir görüşmemiz oldu. Şevket Aziz özellikle Türkiye’de devletten ve çok sayıda sivil toplum örgütlerinden, hatta şahıslardan gelen yardımlardan Pakistan halkının duyduğu şükran ve minnet duygularını ifade etti.
Deprem bölgesinde ilk göze çarpan husus çoğunlukla çadır kentlerin Avrupa Milli Görüş Teşkilatları ve Türk Kızılay, Türkiye IHH, Cansuyu Derneklerinden oluşu ve bir kısmının sahra hastane veya dispanserleri ve aşevleri olarak depremzedelere geceli gündüzlü hizmet vermeleri idi.

Ankara ve İstanbul Büyük Şehir Belediyeleri tarafından kurulan fırınlar, halkın ekmek ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılamaktaydı.
Sadece vakıf ve dernekler aracılığı ile değil, halkımızda battaniye, çadır, yiyecek, giyecek yardımında bulunmaktaydı. 
Ziyaretlerimiz sırasında yaşlı bir Türk vatandaşı yanıma geldi. Ne yapıyorsunuz diye sordum. 250 çadır getirdik ve kurduk dedi. Hangi vakıf ve dernek adına geldiniz dediğimde, “Biz İstanbul’da Sütlüce Mahallesindeyiz. Müslüman kardeşlerimizin uğradığı bu felaket karşısında mahalleli olarak toplandık. Herkes imkânını ortaya koydu 250 çadır satın aldık, buraya getirdik. Gördük ki dağ yamacındaki köylerde evleri yıkılanlar yerlerini terk etmek istemiyorlar. Yıkılan evlerin yanına çadırlarını kurduk ve onlara teslim ettik. Kısmetse bugün Türkiye’ ye döneceğiz’’ diye cevapladı.

ÇÖZÜM
Emperyalistler sadece kuvvetten anlar ve çekinirler.
15 Haziran 1997’de imzalanan D-8 anlaşmasının ortaya koyduğu prensipler ve hedefler insanlık âleminin barış, diyalog, işbirliği, adalet, eşitlik ve özgürlük özlemine cevap vermek için atılmış önemli ve somut bir adımdır.

Asıl olan hak ile batılın mücadelesidir. Her dönemi dünyayı felakete sürükleyen Nemrut’lar oldu ama hamdolsun ki İbrahimler de vardı. Önemli olan hangi safta olduğumuzdur.
Çözüm Müslüman toplulukların temsilcilerinin bir araya gelerek birlikte yeni adil bir dünya düzeninikurmalarıdır.
Gün kendi inancımız ve değer ölçülerimizin etrafında toplanarak insanlığın tek kurtuluş reçetesi olan kendi medeniyetimizi ihya etmektir.
Keşmir’e ve bütün İslam ve insanlık alemine barış, huzur, adalet dualarımla…

Speech by M. Recai KUTAN, President of ESAM during Kashmir Solidarity Day seminar in Ankara on 12 February 2019

I warmly welcome all our honourable guests. Welcome to our meeting for 5 February Kashmir Solidarity Day which is jointly organized by Embassy of the Islamic Republic of Pakistan and the Economic and Social Research Center (ESAM).

 Distinguished Guests!

 A large part of the Islamic World is experiencing now the most critical and difficult period. That’s why there is violence, blood and tears in many Muslim countries. Our Muslim brothers living in these countries are facing inhumane atrocities and massacres. But who are those responsible for these atrocities, blood and tears? The last 200 years is a period when the Western Civilization is dominant in the world. Yes, in this period, Western Imperialists shaped our earth, they drawn the maps and directly or indirectly, western people determined the formation of political administrators of the countries in this geography. Until 1920’s, Westerners occupied most of the world’s geography. During these invasions, violent massacres, tortures and genocides took place. For this reason, most of the world’s population was forced to live facing with misery, poverty, hunger and death. This is the real face of the Western civilization. The reason for the world to become such shameful for humanity is the Western civilization which regarded “brutal force” and “benefits” as righteous. Although historical facts clearly put forward the realities between our civilization and Western civilization, French President Macron brought to the agenda again the claims that Turks had massacred Armenians. But how beautifully does the following historical event explain the differences between the Islamic Civilization and the Western Civilization?

 In 1566, Ottoman Grand Vizier Sokullu Mehmed Pasha called the French Ambassador and he asked about the St. Bartholomew's Day massacre. In this massacre, which started in Paris on 24 August 1572, tens of thousands of Protestants were killed by Catholics within two days. And the remaining French Aristocrats had converted to Catholicism.
Sokullu Mehmed Pasha criticizing the envoy told him: “In vast lands where our flag is raised, many nations of various religions and races live together. And all of these spend their lives as they wish. There are churches and synagogues near mosques in Istanbul. Nobody disturbs the other.” Until the 20th century, the leading representative of this superstitious understanding was England. That’s why, no matter where the British Empire, which claimed that the sun doesn’t set over its territories, as well as other imperialist countries that occupied the world, they give these lands problems and conflicts. 

Meanwhile, “our civilization” which was keeping together people from different ethnical groups and different religions and sects in the same place and which administered them in peace and harmony was the target of imperialist countries led by England. In our civilization, which is against the Western civilization and which has belief in Islam, superiority is not based on power but on the strong belief in God though the person may be deemed as weaker.

With this wrong understanding of justice, while England was giving “independence” to India and leaving that region, it planted seeds of conflict and unrest in the region and it created “Kashmir dispute” between India and Pakistan.

 Honourable guests,

 The atrocities and violence in Kashmir, which is one of the long-lasting bleeding wounds of the Islamic world, is commemorated in all over the world every year on 5 February.

 At this point, before continuing my words, I would like to commemorate Prof. Dr. Oya Akgönenç Mughisuddin with gratitude who passed away last year in October. She greatly contributed for the Kashmir cause. May Allah’s mercy be upon her.

 If we explain it shortly, Kashmir is a mountainous area in the borders of India, Pakistan and China. The valley in the south of western Himalayas is named as Kashmir. When it gained its independence in 1947 from Great Britain, as most of its population was Muslim, Pakistan demanded this region that belonged to the Kashmir state. Although the majority of Kashmir was Muslim and it was geographically contagious to Pakistan, the Kashmiri Maharaja Hari Singh, who was a Hindu, announced Kashmir’s accession to India and he escaped to Delhi. Upon this, Indian Forces entered Kashmir on 27 October 1947. And wars between Pakistan and India began which never ended. The birth registry records of that period indicate that out of the 4 million total population of Kashmir, 3 million were Muslim and 809,000 were Hindu. This decision caused severe objections and reactions of Kashmiris and when India sent troops to the region, the following developments led into a war between Pakistan and India. Disputes and conflicts still continue.

 Kashmir region, which has borders to India, Afghanistan, Pakistan and People’s Republic of China today, is divided physically into four parts. Its northern part is controlled by Pakistan and in its west, there is Azad Kashmir. In the south, there is the Jammu & Kashmir region which is controlled by India. And in the east, there is the Aksa-i Chin region, which is controlled by China since 1962. 

According the United Nations Security Council Resolution dated 21 April 1948 numbered 47, even though it is clearly stated that “The future of Kashmir should be solely determined by the Kashmiri people”, the Kashmir issue has continued until now and the atrocities still continue. During this historical struggle, brave Kashmiris have made un-parallel and unprecedented sacrifices.
Since 1989, more than 100,000 brothers and sisters have lost their lives until today and 10,000 people were disappeared by the Indian security forces and there is no information about their whereabouts. Tens of thousands of women have been subjected to dishonourable actions, more than one thousand brothers and sisters were targeted by pellet guns and they lost their eyesight due to these weapons. Kashmir issue is not the issue of only India or Pakistan but as required by our belief, it is an issue of the Muslim Ummah.

 National View parties and ESAM’s contribution for Kashmir: 

 World Kashmir Council President Dr. Ghulam Nabi Fai who attended Muslim Communities Union meeting that ESAM organized on 2-3 December 2018 and who spoke in ESAM Wednesday Conference on 5 December 2018 said the following:

“I especially thank the Saadet Party and ESAM for keeping Kashmir issue in the agenda during many years and for the support they offered. In 1991, exactly 27 years ago, we had initiated International Kashmir Peace Conferences in Washington. And one of the first names that attended this conference was Mr. Recai Kutan. A final declaration of the conference was published which more than 600 people attended. There was also the signature of Recai Kutan under that final declaration. We were demanding something very simple in that declaration. UN had accepted in that period that Kashmiri people had the right of self determination. Our only demand was this resolution to be implemented. In the delegation of 7 people which was sent in 1995 to America by Pakistan Jamaat-e Islam Party Chairman Khursheed Ahmed, there was Abdullah Gül who was assigned by Erbakan Hodja. The agenda of the council consisted of 3 bullet points. Islamophobia, Palestine, Kashmir …” 

 Respected Guests, 

On 8 October 2005, a terrible earthquake of 7.6 magnitude happened in Pakistan. Azad Kashmir in the north of Pakistan was destroyed. According to official statements, 87,850 Muslim brothers lost their lives. And there were hundreds of thousands of injured ones. May God rest the souls of the dead in peace. This poor Kashmir, which had serious problems with India, was immersed into bigger difficulties with this earthquake. I was the Chairman of Saadet Party at that time. And we decided to go to Pakistan to share the grief of our brothers and to determine their needs. Our eight persons delegation consisting of our Deputy Chairman Temel KARAMOLLAOĞLU, Cansuyu Aid Association Chairman Mustafa KÖYLÜ and Prof. Dr. Sacit GÜNBEY and media persons. In the first day, we met with the directors of Pakistani foundations in Lahore we were coordinating aid for the earthquake areas. We received detailed briefing about the earthquake and rescue processes. The same day, we had a meeting of about 1.5 hours with Pakistan Prime Minister Shaukat Aziz. Shaukat Aziz especially expressed his gratitude and pleasure of the people of Pakistan for the aid and assistance from the Turkish State, many civil society organizations and even from Turkish individuals. The first thing that we noticed in the earthquake area was that the satellite towns were mainly built by the Europe branch of National View and Turkish Red Crescent, Turkish IHH and Cansuyu Association and some of these were giving service day and night as hospitals and clinics and as kitchens to the earthquake victims. The bakeries that were built by Ankara and Istanbul Metropolitan Municipalities were meeting the entire bread requirement of the public. Not only through foundations and associations but also our people themselves were giving blankets, tents, and food and clothing support to the affectees. During our visit, an old Turkish citizen came to me. I asked him what they were doing. He said that they brought 250 tents and they installed them there. And when I asked him from which foundation or association they were, he said that “We are from Istanbul Sütlüce District. We gathered up as the neighborhood residents to help our Muslim brothers. Everybody contributed by their share and we purchased 250 tents and brought here. We saw that the people whose houses were demolished at villages in footsteps of mountains don’t want to leave their houses. We set their tents near their demolished houses and we delivered to them. Inshaallah we will return to Turkey today.”

 THE SOLUTION 

 Imperialists only understand from power and they also abstain from it. The principles and targets which was put forward by the D-8 Agreement signed on 15 July 1997 is an important step made to fulfil the wishes of humanity towards peace, dialogue, cooperation, justice, equality and freedom.

 The most important one is the fight between real justice and superstition. There had always been Nimrods who dragged the world to disasters but thank to God, there were also Abrahams as well. What really matters is with which side we take a stand.

 The solution is that the representatives of all Muslim communities come together and they establish a new fair and just world order. Today is the day to trust in own beliefs and values and to build our own civilization that is the only recipe that would save humanity.

 I pray for peace, tranquillity and justice for Kashmir and to the entire Islamic world and humanity.

Ezilen Keşmirlilere verilen kararlı Türk desteği Ankara'daki bir seminerde yeniden teyit edildi

ANKARA, 13 Şubat 2019: Toplumun çeşitli kesimlerini temsil eden siyasi görevliler, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, öğrenciler, medya ve Pakistan topluluğu üyelerinden oluşan çok sayıda Türk "Keşmir Dayanışma Günü Seminerine" katıldı ve Hint İşgalindeki Keşmir'in ezilen halkıyla güçlü bir şekilde dayanışma gösterdi. Seminer Ankara'da Salı akşamı Keşmir Dayanışma Günü'nü anmak için Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) ve Ankara'daki Pakistan Büyükelçiliğince ortak olarak düzenlendi.
ESAM Başkanı Sayın Recai Kutan anahtar niteliğindeki hitabında Keşmir anlaşmazlığının arka planına vurguda bulundu. Kendisi tarihi bir mücadele veren ve hakları için benzersiz fedakarlıklarda bulunmuş olan cesur Keşmirlilere en içten saygılarını sundu. Kendisi 100,000'den fazla Keşmirlinin şehit edilmiş olduğunu söyledi. Sayın Recai Kutan Keşmir meselesinin aynı zamanda Müslüman Ümmetinin de meselesi olduğunu söyledi ve Keşmir anlaşmazlığının Keşmir halkının isteklerine göre Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına göre çözüme kavuşturulması için çağrıda bulundu.
Türkiye'nin sağlam desteğini öven Pakistan'ın Türkiye Büyükelçisi Syrus Sajjad Qazi Hindistan'ın Hint İşgali Altındaki Keşmir'deki masum Keşmirlilere karşı bir baskı dalgası başlatmış olduğunu söyledi. Barışçıl protestolara ve cenazelere Hindistan işgal güçleri tarafından kötü bir şekilde ve tam dokunulmazlık altında saldırılmıştır. Uluslararası çağrılara rağmen, pelet silahları hala erkekleri, kadınları ve çocukları vurmak ve kör etmek için kullanılmaktadır. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin ve Keşmir Üzerine Birleşik Krallık Parlamentosu Tüm Partiler Parlamenter Grubunun ve İİT Bağımsız Kalıcı İnsan Hakları Komisyonunun en son raporlarına başvurarak, Büyükelçi Qazi uluslararası topluluğa Keşmir halkının acılarını gidermek için kararlı şekilde eylemde bulunmaları çağrısını yapmıştır. Saadet Partisi Başkanı Sayın Temel Karamollaoğlu konuşmasında artan insan hakları ihlalleri hakkındaki endişelerini belirtmiş ve Hint zalimliklerinin derhal durdurulması için çağrıda bulunmuştur. Kendisi Keşmir meselesi en son olarak çözülene dek Pakistan ve Keşmir halkı için devam eden Türk desteğini yinelemiştir. Türkiye Kamu Baş Denetçisi Sayın Şeref Malkoç Müslüman Ümmetinin Keşmir dahil olmak üzere uzun süredir devam eden anlaşmazlıklar biçiminde önemli mücadelelerle karşı karşıya olduğunu söyledi ve uluslararası topluluğa insanların onlarca yıldır acı çektikleri Keşmir, Kıbırs ve Filistin meselelerini çözmek için dikkat göstermesi çağrısında bulundu.
Türkiye Kamu İşçileri Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) Başkanı Sayın Ali Yalçın Keşmir'in Keşmirlilerin isteklerine göre çözülmesi gereken uzun süredir devam eden bir sorun olduğunu söyledi. Kendisi bir milyondan fazla devlet memurunu temsil eden Memur-Sen'in her zaman ezilenlerin yanında olduğunu ve masum Keşmirliler için sesini yükseltmeye hazır olduğunu belirtti.
Konya Selçuklu Gençlik Meclisi Keşmir Çalışma Grubunun temsilcisi Sayın Şeyma Polat Keşmirlilerin her günkü çilesi hakkında sosyal medya aracılığıyla Türk gençliğini bilgilendirmek konusundaki deneyimlerini paylaştı. Kendisi grubunun Türkiye'deki Keşmir anlaşmazlığı hakkında farkındalık yaratmaya devam edeceğini söyledi.
İşgal Altındaki Keşmir'de bulunan Hint güvenlik güçlerinin işlediği insan hakları ihlalleri hakkındaki bir belgesel de ayrıca gösterildi. Merhum Prof. Dr. Oya Akgönenç ve kendisinin Keşmir meselesine olan katkıları hakkında bir belgesel de gösterildi. Bunun yanı sıra, baskı altındaki Cammu ve Keşmir halkının çektiği acıları gösteren bir fotoğraf sergisi de seminer salonunda gösterimdeydi.

Unfaltering Turkish support for the oppressed Kashmiris reiterated at a seminar in Ankara

ANKARA, 13 February 2019: A large number of Turks, representing various segments of the society including political workers, academics, civil society representatives, students, media, and members of the Pakistani community attended “Kashmir Solidarity Day Seminar” and expressed strong solidarity with the oppressed people of the Indian Occupied Kashmir. The seminar was organized jointly by the Economic & Social Researche Centre (ESAM) and the Embassy of Pakistan in Ankara on Tuesday evening to commemorate the Kashmir Solidarity Day.
President of ESAM, Mr. Recai Kutan, in his keynote address, highlighted the background of the Kashmir dispute. He paid glowing tributes to the brave Kashmiris who have waged a historical struggle and made unparalleled sacrifices for their rights. He said more than 100,000 Kashmiris have been martyred. Mr. Recai Kutan said that the Kashmir issue is also the issue for Muslim Ummah and urged for the resolution of Kashmir dispute according to the wishes of the Kashmiri people as per the United Nations Security Council resolutions. Appreciating Turkey’s steadfast support, Pakistan’s Ambassador to Turkey Syrus Sajjad Qazi said India has unleashed a wave of oppression against the innocent Kashmiris in the Indian Occupied Jammu & Kashmir. Peaceful protests and funerals have been attacked with vicious force and impunity by the Indian occupation forces. Despite international outcry, pellet-guns are still being used for maiming and blinding men, women and children. Referring to recent reports of Office of the UN High Commissioner for Human Rights as well as the UK Parliament's All Party Parliamentary Group on Kashmir, and the OIC Independent Permanent Human Rights Commission, Ambassador Qazi urged international community to take decisive action to help mitigate the sufferings of the people of Kashmir. President of Saadet Party Mr. Temel Karamollaoglu in his remarks showed concern at the growing human rights violations and urged for an immediate halt to Indian atrocities. He reiterated continued Turkish support to Pakistan and the people of Kashmir until the final resolution of the Kashmir dispute.
Chief Ombudsman of Turkey Mr. Şeref Malkoç said the Muslim Ummah was facing major challenges in the shape of long-standing disputes including Kashmir and urged the international community to pay attention towards resolving Kashmir, Cyprus and Palestine issues where the suffering of the people had continued for several decades. President of the Confederation of Public Servants Trade Union of Turkey (Memur-Sen) Mr. Ali Yalçın said Kashmir is a long lasting problem that needs resolution as per the aspirations of the Kashmiris. He said Memur-Sen, representing about one million government servants, always stands by the oppressed and assured to raise its voice for the innocent people of Kashmir. Representative of Kashmir Working Group of Selçuklu Youth Assembly of Konya Ms. Şeyma Polat shared her experience about updating Turkish youth using social media about daily sufferings of the Kashmiris. She said her group would continue to raise awareness about the Kashmir dispute in Turkey.
A documentary highlighting human rights violations by the Indian security forces in the Occupied Kashmir was also screened. A documentary about late Prof. Dr. Oya Akgönenç and her contribution to Kashmir cause was also shown. A photographic exhibition depicting the miseries of the oppressed people of Jammu & Kashmir was also on display at the venue of the seminar. More photos from link https://goo.gl/9nVZtE

Konya Gençlik Meclisi'ndeki Keşmir Çalışma Grubu'ndan Şeyma Polat'ın hitabı, 12 Şubat 2019 Ankara'daki Keşmir Dayanışma Semineri'nde

Kıymetli Hazirun ve çok değerli genç arkadaşlar

Bugün İslami beldelerden biri olan Keşmir’de yaşanılan insan hakları ihlallerini duyurmaya, hatırlatmaya ve Keşmirli Müslüman kardeşlerimizin yanında olduğumuzu belirtmek amacıyla Keşmir Çalışma Grubu olarak burada bulunuyoruz. Konya Selçuklu Gençlik Meclisi adı altında Aralık 2017 de grubumuzun kurulmasıyla, 1947’den beri süregelen Keşmir Meselesini Türkiye başta olmak üzere tüm Dünya’ya duyurma sorumluluğuyla hareket etmekteyiz.

 Keşmir asıllı şair Muhammed İkbal’in

 ‘’Köylüyü, tarlayı, ırmak ve caddeleri sattılar
 Bir ulusu sattılar, hem de ne ucuza sattılar! ‘’

 Dizeleri acı gerçeği gözler önüne serdiği gibi bizimde grup olarak bu meseleye dahil olmamıza vesile oldu. İlk aşama olarak bizler çeşitli kaynaklardan okumalar yaptık, kitap kritikleri ile bilgi alışverişi yaparak yakın çevremizde bu bilgileri paylaştık. Bu konu üzerinde çalışan uzman hocalarımızın bilgilerinden yararlandık. Daha sonra twitter diplomasisi adı altında #KeşmirÇalışmaGrubu hashtagi ile edindiğimiz bilgileri daha çok insana duyurmak amacıyla paylaşımlara çıktık. ‘’Keşmir Gündemi’’ başlığıyla objektif haberler düzenleyerek twitter’da çok daha fazla insanın Keşmir Meselesine olan duyarlılığını arttırmak amacıyla çalışmalarımızı twitter üzerinden de yürütmekteyiz. 26 Ekim 2018 tarihinde Konya’da Pakistan Büyükelçiliği ile ortaklaşa gerçekleştirdiğimiz Keşmir Kara Gün programıyla da yüzlerce gencimizin bilinçlenmesine vesile olduk.

Sesi olmaya çalıştığımız milyonlarca Keşmirli kardeşlerimizin yarım asrı aşan bir süredir dinmeyen acıları günümüzde de artarak devam etmektedir. Her sene binlerce masum insanın katledildiği Keşmir’de kilometrelerce ötede zulme, baskıya ve kötü yönetime maruz kalan Keşmirli kardeşlerimiz için sesimizin ulaştığı coğrafya da her geçen gün artmaktadır. Ancak daha çok kesime hitap edebilmek ve bu mazlum coğrafyanın sesini duyurabilmek, objektif bir tutumla bilgilendirmeyi arttırmak amacıyla Keşmir’e yakın yerleşim yerlerinde gerekli gözlemler yaparak bu konuyu hem Türkiye’de hem de çeşitli ülkelerde dillendirmek meselenin mihenk taşını oluşturmaktadır.

 Devlet büyüklerimizin de Keşmir Sorunu adına değindiği üzere Hindistan Pakistan arasındaki bu uzlaşmazlığın çözümünde Türkiye her zaman barış yollu diyalog sürecinde arabulucu olmaya hazırdır. Bu arabuluculukta kesin çözüm için Türkiye adına resmi bir Keşmir Çalışma grubunun kurulması meselenin çözümünde etkin rol oynayabilecektir.
Her yıl 5 Şubat Keşmir Dayanışma Günü olarak Pakistan’da ve Azad Keşmir’de resmen kutlanıldığı gibi Türkiye’de de anılmakta ve bugün burada toplandığımız gibi çeşitli konferanslar yapılmaktadır. Unutulmamalıdır ki; Mazlumun sesini duyuran her zamanki gibi Türkiye olacaktır.!

Pakistan Büyükelçisi Ekselansları M. Syrus Sajjad Qazi’nin Keşmir Dayanışma Günü Konuşması, 12 Şubat 2019

Ekselansları, Saygıdeğer Misafirler, Baylar ve Bayanlar: Esselam-ın Aleyküm Bugün burada bulunduğunuz için hepinize teşekkür ederim. Türkiye’de Keşmir Dayanışma Günü’nü kutlamak için bu olaya katılmanız Keşmir halkının vazgeçilmez kendi kaderlerini belirleme hakkına dünya çapında verilen desteğin bir başka ifadesidir. ESAM’a bu olayı Ankara’daki Pakistan Büyükelçiliğiyle beraber düzenlediği için en içten teşekkürlerimi sunarım. Bu olaya bir dizi saygıdeğer konuğun katılması bizim için büyük bir onur vesilesidir. Hepinize burada bulunduğunuz için teşekkür ederim. Bayanlar ve Baylar, Bu yıl Keşmir Dayanışma Günü Hindistan İşgali’ndeki Cammu ve Keşmir’deki masum Keşmirlilere karşı yapılan benzersiz ve acımasız insan hakları ihlallerinin perde arkasında kutlanmaktadır. Son aylarda yüzlerce sivil hayatını kaybetmiştir. Barışçıl protestolar ve cenaze törenlerine Hintli İşgal Güçleri tarafından acımasız güç kullanımı ve tam dokunulmazlık altında saldırılmıştır.
Bütün uluslararası tepkilere rağmen, pelet silahları halen erkekleri, kadınları ve çocukları yaralamak ve kör etmek için kullanılmaktadır. Keşmirliler aşırı ve orantısız güç kullanımına, tecavüzlere ve cinsel saldırılara, işkenceye, gözaltında kayıplara, bitmeyen sokağa çıkma yasaklarına, ev hapsine ve toplu, insanlık dışı ve aşağılayıcı cezalara katlanmaya devam etmektedir. Buna rağmen, baskı altındaki Keşmirlilerin kendi kaderleirni belirleme haklarını kullanarak geleceklerini belirlemek için gösterdikleri ruh ve kararlılık sarsılmaz bir şekilde devam etmektedir. Bayanlar ve Baylar, 70 yıldan beri tarafsız bir izleyici olarak kaldıktan sonra, uluslararası topluluğun Keşmir halkının trajedisinin büyüklüğünü yavaş yavaş fark etmeye başladığı yönünde bazı işaretler vardır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Makamı son zamanlarda Hint İşgalindeki Keşmir’de mevcut olan durum üzerine bir rapor çıkarmıştır. Rapor kapsamlı ve sistematik insan hakları ihlallerini aydınlatmaktadır. Aynı zamanda bu zalimlikleri yapanları sorumlu tutmak için BM gözetiminde bir Soruşturma Komisyonunun erkenden kurulması için çağrıda bulunmaktadır. Birleşik Krallık Keşmir Üzerine Tüm Partiler Parlamenter Grubu (APPKG) ve İİT Bağımsız Kalıcı İnsan Hakları Komisyonu Kuruluşu (IPHRC) da raporlarında benzer şekilde insan haklarının kapsamlı ihlali hakkınde benzeri kanıtlar sunmuştur. Umuyoruz ki, uluslararası topluluk bu raporlar ışığında kararlı eylemler alacaktır. Bayanlar ve Baylar, Son yetmiş yıldır, Cammu ve Keşmir anlaşmazlığı Müslüman Ümmetinin karşılağtığı en büyük mücadelelerden birisi olmaya devam etmiştir ve Filistinlilerin şu andaki kötü durumuyla birçok paralellikleri bulunmaktadır. Pakistan halkı, dünyadaki Keşmirliler, Müslüman Ümmetinin üyeleri ve dahası vicdanı olan herkes, Türkiye halkına Keşmir halkının haklı davasına verdiği açık, kararlı ve benzersiz destek için gerçekten minnettardır. Türkiye İİT başkanı olarak ve Cammu ve Keşmir üzerindeki İİT Temas Grubunun önemli bir üyesi olarak bu bakımdan önemli bir rol oynamaktadır. Sizin desteklerinizi hiçbir zaman unutmayacağız. İnşallah, gösterilen bu çabalarla ve dualarınızla, İşgal Altındaki Cammu ve Keşmir halkının kendi kaderlerini belirleme hakkını kullanma konusundaki düşlerinin gerçekleşeceği gün çok uzak değildir. Teşekkür Ederim.

Statement by the Ambassador of Pakistan, H.E. M. Syrus Sajjad Qazi on the occasion of the Kashmir Solidarity Day, 12 February 2019

Excellencies, Distinguished Guests, Ladies & Gentlemen: Assalam-o-Alaikum I would like to thank you all for your presence here today. Your participation in this event to commemorate the Kashmir Solidarity Day in Turkey is yet another manifestation of the worldwide support for the inalienable right of the Kashmiri people to self-determination. My sincerest thanks to ESAM for co-organizing this event with the Pakistan Embassy Ankara. It is a matter of great honor for us that we have been joined by a number of distinguished guests on the occasion. Ladies and Gentlemen,
This year, the Kashmir Solidarity Day is being commemorated in the backdrop of an unprecedented wave of gross violations of human rights against the innocent Kashmiris in the Indian Occupied Jammu & Kashmir. Hundreds of civilians have lost their lives in the recent months. Peaceful protests and funerals have been attacked with vicious force and impunity by the Indian occupation forces. Despite international outcry, pellet-guns are still being used for maiming and blinding men, women and children. Kashmiris continue to endure excessive and disproportionate use of force; rape and sexual assault; torture; enforced disappearances; unending curfews; house arrests; as well as collective, inhuman and degrading punishments. Yet, the spirit and the determination of the oppressed Kashmiris to determine their future by exercising the right to self-determination remains unwavering. Ladies and Gentlemen,
After remaining a silent spectator for over 70 years, there are signs that the international community is now slowly realizing the scale of the tragedy of the people of Kashmir. The Office of the UN High Commissioner for Human Rights (UN OHCHR) recently issued a report on the situation in the Indian Occupied Kashmir. The report highlights the gross and systematic violations of human rights. It also calls for early institution of a Commission of Inquiry under UN auspices to investigate and hold the perpetrators of these atrocities accountable. The UK Parliament's All Party Parliamentary Group on Kashmir (APPKG), and the OIC Independent Permanent Human Rights Commission of the Organization (IPHRC) in their reports, likewise have presented similar evidence of gross violations of human rights. We hope that the international community would take decisive actions in the light of these reports. Ladies and Gentlemen, For the past seven decades, the Jammu & Kashmir dispute continues to remain one of the biggest challenges faced by the Muslim Ummah, and had many parallels to the plight of the Palestinians. The people of Pakistan, the Kashmiris across the globe, the members of the Muslim Ummah and indeed every person with a conscience, is truly grateful to the people of Turkey for their unambiguous, unwavering, unequivocal support for the just struggle of the Kashmiri people. Turkey, as the chair of OIC, as well as an important member of the OIC Contact Group on Jammu & Kashmir has been playing an important role in this regard. We will never forget your support. Inshallah, with these efforts and your prayers, the day is not far away when the people of Occupied Jammu & Kashmir will realize their dream of exercising their right to self-determination. Thank you.