Three cultures in one village: Saidpor

Three cultures in one village: Saidpor
Three cultures in one village: Saidpor

Built in the beginning of 16th century by the Mughal Empire (Babur) the village was named after the founder Gakarli Sadi Han and called Saidpor.

The Pakistani capital Islamabad is known to be a center of multiculturalism where people from different ethnic and religious backgrounds live in peaceful coexistence. Saidpor, a village in the region, built on piedmont of the Margala hills, represents a prototype of multiculturalism and receives thousands of tourists every year.
Built in the beginning of 16th century by the Mughal Empire (Babur) the village was named after the founder Gakarli Sadi Han and called Saidpor.
In this little village, visitors can find traces of several civilizations including Gandara, Greek, Babur and Ashoka throughits unique historical artifacts and ruins. Especially at dawn and sunset, the landscape of traditional homes give the impression that one has traveled back in time. With a project strated in 2006, old houses were restored in an attempt to unearth the village's rich history.
Attractive wood handcrafts on doors, windows and signs belonging to various cultures transform the village into a art gallery. Juxtaposed to a mosque at the center of the village, temples of Hindus and Sikhs offer a peaceful portrait of the coexistence of different cultures. While the Sikh temple is closed for visitors, visitors are allowed to go into the Hindu temple
Temple turned to orphanage
The Hindu and Sikh population in the village were forced to immigrate in 1947 when the population exchange was carried out after Pakistan's independence from India. For this reason, only Hindu tourists pray in the temple. Between the two temples, another historical building attracts attention with its magnificent architecture. This was used as a Hindu orphanage and later turned into a school. Today it is used as a museum.

As one of the indispensible parts of a village tour, traditional cuisine is offered by the restaurants in the yard in front of the temples and orphanage. Combined with historical structures, different cultures and traditional cuisine, mystic music and spice smells generate an exotic atmosphere.
Suheyl Shezad is among those who were amazed with this striking environment. Shezad said "In my last video clip, I am trying to reflect all aspects of a love story and I think here is the most suitable place for shooting it. We travelled many places but finally concede Saidpor because we need a place giving strong messages. As you may see the view is amazing here."
OMER MUSA TARGAL - KUZEY NEWS AGENCY
Courtesy: World Bulletin

Türkiye, Pakistan ve Afganistan dostluğu - Aslan Balcı - Time Turk

Pakistan ve Afganistan halklarıyla beraber Türkiye’yi karşılık olmaksızın seven, her koşulda Türkiye’nin yanında yer alan iki dost ve kardeştir. Aslında bu ülkelerin yanında olan bir başka Güney Asya ülkesi var. Bangladeş.
Ama üzülerek ifade etmeliyim ki Bangladeş devletinin başında şimdilik bulunan Şeyh Hasinadenilen hain hem ülkesini, halkını ve hem de dostlarını kendi koltuk hırsı uğruna kaybetti.  Eski sömürgesi Hindistan’ın emrine giren Hasina babasının intikamını almak için ülkenin en entelektüel ve okumuş elit tabakadaki liderleri hukuksuz bir şekilde idam ettirerek ülkesini ve halkını iç savaşın eşiğine getirmiştir.
Ülkenin kurucusu olan babası gibi karanlık ve kötü bir politik mirasa sahip olan Hasina her ne kadarTürkiye karşıtı bir durum sergilemiş olsa da Bangladeş halkının Türkiye aşığı ve sevdalısı olduğunu belirtmekte yarar vardır.
 Güney Asya’daki bu 3 kardeş ve dost devletlerarasında bazı sorunlar var. Ama bu sorunlar çözümlenmeyecek ve çok karmaşık sorunlar değil. Geneline yakını emperyalist güçlerin ektiklerifitne tohumlarından kaynaklanıyor. Fotoğrafı net gören ve iyi okuyabilen Türkiye aralarındakiproblemleri çözmek için devreye girdi. Nispeten başarılı oldu. Ama tam anlamı ile “her şey rayına girdi” diyemeyiz.
Her iki ülke arasında temel sorun bölgesel güvenlik, istikrar ve Taliban Örgütü’dür. Bu örgüt çıktıktan sonra sadece Afganistan değil Pakistan’da çok zarar gördü. Her iki ülke de enerjisini bu örgüt yüzünden kaybetti. Kaybetmeye de devam ediyor.
Taliban örgütü hem Afganistan’da hem de aynı isimle Pakistan’da faaliyet gösteriyor. Geçenlerde Pakistan kendi ülkesindeki örgüt ile masaya oturdu prensipte anlaştılar. Ama bu tür örgütler ve kişilerle tam anlamı ile anlaşmanın sağlanamayacağını sizlerde tahmin edersiniz. Yani, ihtiyatlı davranmak lazım.
Afganistan devlet başkanı Hamit Karzai’da kendi ülkesindeki Taliban örgütü ile üstü kapalı da olsa görüşme yapıyor. İyi de yapıyor. Çünkü bu örgüt, ister beğenin ister beğenmeyin halk nezdindeetkinliği ve temeli olan bir örgüttür. Ancak aynisini Pakistan Taliban’i için söyleyemeyiz. Pakistan Taliban’i sadece Afganistan sınır boyunda daha çok Peştun asıllı kabile bölgelerde yaygındır. Ülkenin diğer insanları Taliban ile ilişkisi yoktur.  
 Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP) bir hiç uğruna diyebileceğimiz sudan sebeplerle yaklaşık 15 bininsanın ölümüne sebebiyet verdi. Gerek Pakistan Ordusu ve gerekse Taliban savaşçıları Müslüman olmalarına rağmen çok basit problemler yüzünden birbirleri ile savaştı. Ama yeni seçilen Nevaz Şerif hem deneyimli hem de akıllı bir politikacı olduğu için derin devletin ve Emperyalistlerin oyununu bozmak için TTP ile anlaşma sağladı ve ateşkes ilan edildi. İnşallah bir daha silahlar ateşlenmez. Bu topraklarda barış ve huzur hâkim olur.

Nevaz Şerif Pakistan Taliban’ini barışa ikna etti  
ABD Pakistan’ı yok etmek için adeta yemin etti. Onun için devamlı olarak Pakistan’ın güvenliğinitehlikeye atıyor. Nevaz Şerif 2013 yılında seçilince ilk işlerinden biri TTP ile anlaşma sağlamak oldu. O zaman örgütün lideri olan Hikmetullah Mesud ile anlaşma sağlandı. Ancak büyük şeytan ABDinsansız hava uçakları ile Mesud’un yerini tespit etti ve öldürdü. Bu kez ateşkes bozuldu ve Pakistan devleti ile yeniden savaşmaya başladılar. Oysa Mesud’u Pakistan öldürmedi veya öldürtmedi. ABD katletti.  Neden ABD ile değil de Pakistan ile savaşa girdiklerini anlamak mümkün değil.
Pakistan ordusu yıllarca kabile bölgesindeki şiddet olaylarını bastıramamıştır. Onun için kabile bölgesinin yönetimi kabile reislerine bırakmıştır. Paraçinar ve Veziristan bölgelerine son zamanlarda Pakistan ordusu birkaç kez başarılı operasyon gerçekleştirdiği için TTP yöneticileri detekrar anlaşma masasına oturmak zorunda kaldı.
Bizdeki derin veya çukur devlet yapısı ile sapık Fethullahçı Paralel yapı gibi insanlıktan nasbını alamamış güçler nasıl ki PKK terör örgütü ile anlaşma sağlanmasını istemiyorsa aynı “man kafalar” Pakistan’ının da Taliban ile barış yapmasını istemiyor. Çatışma ve iç kargaşadan insanlar ölecek ama onların pis ve süfli örgütleri menfaat sağlayacak. Bu hainler sadece bizde değil Afganistan ve Pakistan gibi kardeş devletlerde de mevcut.
Ancak TTP ile barış imzalansa da tam anlamı ile tatbik etmek biraz zor olacak. Çünkü bu tam anlamı ile bir örgüt değil, değişik kabilelerinin bir araya gelerek Pakistan ordu birlikleri ile savaşan gruplardır. Her bir kabilenin çıkarı ve amacı farklıdır. Yanı her an için barışın bozulma ihtimali olsa da yine de anlaşmanın sağlanmış olması bir başarıdır.

Afganistan Taliban’ı ise daha güçlü ve toplumda karşılığı olan bir örgüttür. Kabile mantığı ile değil adeta devlet gibi hareket ediyor. Bu örgüt de Peştunlar tarafından kurulan ve Ruslara karşı Cihad etmek amacı ile Pakistan’da okuyan öğrencilerin oluşturduğu bir hareketti. Bu örgütün tüm lider kadrosu Pakistan’daki dini medreselerde eğitim aldı. Afganistan devletini ele geçirincePakistan’daki bazı arkadaşları kendilerine destek vermek için Afganistan’a gelmişti. Kısa zaman sonra bu grup Arap Vahhabi- Selefi eğilimli kişilerin telkinleri ile kendi halkı ile savaşmaya başladı.

Afganistan Taliban’i barışa katkı sunacak mı?
Bir ümit olarak görünen Taliban hareketi Ruslardan daha beter olunca eski mücahidler birbirleri ile savaşmak zorunda kaldı. Hatta bu grup ülkenin ünlü kahramanı Ahmet Şah Mesud gibi bir komutanı Arap teröristler vasıtası ile şehid ettirince ülke içende güvenilmeyen ve korkulan bir örgüt oldu.
Usama Bin Ladin ile örgütün lideri olan Molla Ömer arasındaki dostluk ve hısımlık nedeni ile Taliban adeta el-Kaide denilen örgüt ile özdeş oldu. ABD’deki 11 Eylül olayları bahane edilerek Afganistan’ın ABD tarafından işgal edilmesine (2002’de) vesile olan Taliban kullanıldığını geç de olsa anladı ama koca ülke işgal edildi. ABD ve beraberindeki diğer NATO işgalci ülkelerinin çapulcu askerleri Sovyetleri mumla arattı.  Başta çocuklar, kadınlar, yetişkinler ve yaşlılar olmak üzeresistematik işkence, cinsel istismar ve katliama uğradılar. Sapık ordu askerleri her türlü sadistçepisliği yaptıktan sonra kurbanlarını yakıyor ve bu vahşeti de kameraya çekerek iyi bir iş yapmış gibi canı dostları ile paylaşıyor.      
Taliban’da bu işgalden dersini aldı. Emperyalistler tüm değerleri ayaklar altına alarak camilerikundaklamakla kalmayıp Kur’an-ı Kerimlere idrar yapmaları ve İslam dinine savaş açmış olmaları işgale karşı direnen halkla tekrar kaynaşma yolunu buldu. Böylece eskisi gibi olmasa da nispeten kendine bir yer buldu.
Bunu gören Karzai Taliban ile görüşmeye ve yönetimde yer almaları için davette bulundu. ABD 2014’de ülkeyi terk etmeden Taliban ile anlaşmak isteyen Karzai hem ülkesi için hem de kendisi için tek çıkar yolunun Taliban ile anlaşmak olduğunu iyi biliyor.
Her iki devlet de birbirlerini kendi ülkelerindeki Taliban örgütlerine destek vermek ve içişlerinekarışmakla suçluyor. Bundan dolayı da her iki devlet birbirleri ile adeta kanlı bıçaklı oldu. Oysa Pakistan olmasaydı Sovyetler Birliği Afganistan’ı pençesine çoktan almış ve tüm direnenlerikatletmiş olurdu. Merhum Ziya Ul- Hak yönetimindeki Pakistan’ın onayı ile Afgan mücahidlerine giden yardımlarla koca SSCB’yı yenmeyi becerebildiler. Şimdi aynı insanların Pakistan’ı düşman olarak görmeleri ancak emperyalist şeytanların işi olduğunu bilseler de “ama” ile başlayan cümleler kurulmaya başlayınca fitnenin önü kesilemiyor.

Türkiye barışın sağlanması için uğraşıyor
Türkiye’nin arabuluculuğu ile ülkeler arasındaki bilgi akışının doğrudan sağlanması, istihbaratpaylaşımı, eğitim ve finansman akışlarının engellenmemesi, ülkelerinde terörist unsurlarınbarındırılmaması gibi konularda anlaşma sağlandı. Afganistan'da 2014’de yapılacak olancumhurbaşkanlığı seçim sürecinin sorunsuz ve başarılı olması için her iki tarafında gayret göstermesi, ekonomi ve siyasi ilişkilerin tekrar başlaması da karara bağlandı.
Aslında arabulucuya gerek olmadan bunların yapılması gerekirdi. Ama dedik ya ortaya paralel çapulcu yapılar çıkınca ülkelerinin menfaatleri yerine yabancı emperyalistlerin amaç ve gayeleri uğruna düşmanlık pompaladılar. Sonuç ortada.
İşgalci ABD ve NATO yakında Afganistan’dan sözde çekilecek ama Irak’ta olduğu gibi, gerek kendi “Yankee” CIA ajanlarıyla ve gerekse özel güvenlik şirketi "Blackwater” gibi katil ve ayyaşları ile kontrolü elinde tutacak. Ülke ’deki tüm üslerin kendisine devredilmesini istiyor. Büyük şeytanABD güvenlik anlaşması için Karzai’yı zorluyor. O da, “NATO ülkede güvenliği sağlamadan neyin anlaşmasını yapacağız?” diyor. ABD Afganistan’a gözyaşı, katliam ve vahşetten başka bir şey getirmedi. Masum halk pazarlarda, sokaklarda, düğünlerde ve evlerinde uyurken katledildi.
Bu zülüm ve işkenceler unutulacak cinsten değil. Şunu unutmamak gerekir bir yere işgal güçleri özellikle de ABD ve Fransa girerse o yerde barış ve huzurdan söz edilemez. Bir de bu işgal güçleri çıkarı olmadan hiçbir yere kalkıp gitmezler. Bunların insan hakları, adalet veya barış gibi bir dertleri olmaz. Barışın önündeki en büyük engel kendileridir.
İşgal güçlerinin Afganistan’dan resmi olarak çekilmesi ile ortada bir boşluk olacak. Türkiye bunu şimdiden görerek her iki kardeş ülke arasında sorun çıkmaması için şimdiden tedbir almaya yönelik çalışma yapması kardeşliğin bir göstergesidir. Ama barışın sağlanması için taraflarında buna katkı sağlamaları gerekir. Yoksa CIA ve diğer paralel ajanlar bu ülkeleri savaşın eşiğine çok erken getirir.
‘Zindabad’ Türkiye, Pakistan ve Afganistan dostluğu!
Courtesy: Time Turk

Navaz Şerif Türk İş Adamlarıyla Görüştü

Pakistan Başbakanı Muhammed Navaz Şerif üst düzey Türk iş adamları ve yatırımcıları ile görüştü.
Pakistan Başbakanı Muhammed Navaz Şerif İstanbul'da ileri gelen Türk iş gruplarının başkanları / CEO'larıyla toplantı yaptı.
Pakistan Büyükelçiliği Basın Ataşesi Abdul Akbar  tarafından yapılan açıklamaya göre, Pakistan Başbakanı Şerif, Pakistan ekonomisi hakkında Türk işadamlarını bilgilendirdi yatırım yapmaya davet etti.
Yatırım yapmak isteyen iş adamlarına tam destek ve maksimum kolaylaştırma güvencesi veren Şerif, Türk işadamları  ve yatırımcılarını Pakistan'a yatırım ve proje geliştirme ortağı olmaya çağırdı.
Başbakan Muhammed Navaz Şerif, "Pakistan Hükümeti olarak, % 6 ve üstünde enerji, altyapı, düşük maliyetli konut, belediye hizmetleri, tarıma dayalı sanayi, bilgi teknolojisi, tekstil gibi alanlarda yatırım planlıyor," dedi.
Koç Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, Nurol Grubu Başkan Yardımcısı Oğuz Çarmıklı,  GAMA Holding Başkan Yardımcısı  ve CEO'su Hakan Ozman, Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nehat Özdemir, IC Holding Başkanı İbrahim Cecin, STFA Başkanı Alp Yalçın Taşkent, Albayrak Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Albayrak, Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu, ATA Holding Başkanı Korhan Kurdoglu, Ciner Grubu Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su Turgay Ciner, Başbakan Muhammed Navaz Şerif ile görüşen Türk firmaları yetkilileri arasında yer aldı.
Başbakan Navaz Şerif Pakistan'da yatırımı kolaylaştıracağını ve Pakistanlı iş adamlarını özel sektör ile ortaklık için teşvik edeceğini açıkladı.
Şerif, "Türk şirketlerinin elektrik santralleri kurması için her türlü destek verilecektir. Limak grubu ile rüzgar enerjisi yatırımı için ön koşulları tamamladık" dedi.
Koç grubu'nun, elektrikli ev aletleri imalatı, süt geliştirme ve otobüs üretiminde yatırım yapmaya, Nurol Grup'un Dasu Hidroelektrik Projesi, Lahor-Karaçi Otoyolu ve coalbased hidroelektrik projelerine   ilgi gösterdiği belirtildi.
Pakistan Başbakanı Şerif, bu projelerin teknik incelemelerinin sonuçlandırılmasını beklediklerini ve yatırımların korunacağını söyledi.
Courtesy: Turkiye Haber Ajansihttp://www.turkiyehaberajansi.com/haberdetay/77196/Navaz-Serif-Turk-Is-Adamlariyla-Gorustu


NATO’s withdrawal from Afghanistan should not risk security: Pakistan PM

NATO’s withdrawal from Afghanistan should not risk security: Pakistan PM
Hurriyet Daily News
by Serkan Demirtaş

Pakistan’s Prime Minister Muhammad Nawaz Sharif has described 2014 as a defining year in Afghanistan’s history and emphasized the need for preserving regional peace and security, as NATO/ISAF troops draw down from Afghanistan before the end of this year. 

“We hope the drawdown will be managed while preserving regional peace and security. Pakistan also wishes Afghanistan every success in drawing a path for sustainable peace,” Pakistani Prime Minister Muhammad Nawaz Sharif told the Hürriyet Daily News in a written interview ahead of the Turkey-Pakistan-Afghanistan Trilateral Summit that is set to take place in Ankara today. 

Here are Prime Minister Sharif’s answers to questions from the Daily News on both the summit and bilateral relations between Turkey and Pakistan: 

What will be the main topics of the 8th trilateral summit and what results do you expect out of this reunion of the three leaders in Ankara? As this meeting comes in the run-up to Afghanistan’s presidential elections, how do you think this summit will contribute to the building of Afghanistan’s stability?
This is a defining year in Afghanistan’s history. As such, this summit’s focus on “sustainable peace in the heart of Asia” is very timely. We wish Afghanistan success with their upcoming elections as well as in their security and economic transitions. We appreciate Turkey’s continued support for promoting regional peace and stability. In this context, the Pakistan-Afghanistan-Turkey Trilateral process provides a useful platform. We hope this summit will also contribute to our collective endeavors for peace, stability and socio-economic development in Afghanistan. Given Turkey’s close ties to Afghanistan and Pakistan, we hope it will continue to play an important role.

The 7th Trilateral Meeting was focused on cooperation in the fight against terrorism in an effort to increase border security, intelligence sharing and other security-oriented measures. To what extent have these measures been realized and brought about concrete results?
I am happy to note that considerable progress has been made since the 7th summit. Our trilateral cooperation in counter-terrorism and security areas is an ongoing effort. All three countries have an interest and a stake in it. Among others, tripartite military exercises were conducted recently aimed at counter-terrorism. Similarly, under the Istanbul Forum, the three chambers of commerce have met and explored business prospects. We anticipate that this useful cooperation will continue.

2014 will mark another historic moment for Afghanistan with the withdrawal of NATO. Is Pakistan concerned that the withdrawal could cause more security problems? Do you think Turkey and Pakistan could play a role in compensating a possible security deficit in Afghanistan?
Peace and stability in Afghanistan has a direct bearing on Pakistan. We support a sovereign, independent and united Afghanistan. The drawdown of NATO/ISAF by the end of the year as part of the security transition, will be a watershed event. We hope the drawdown will be managed while preserving regional peace and security. Pakistan also wishes Afghanistan every success in drawing a path for sustainable peace and development. Turkey has excellent relations with both Afghanistan and Pakistan and has always played a helpful role. I am confident that both Turkey and Pakistan will continue to be factors of stability in Afghanistan and the region. 

‘Special relationship’

On the bilateral level, what economic, trade or energy projects are on the agenda of Turkey and Pakistan? What can Turkey and Pakistan do to boost their economic relations further?
Pakistan and Turkey enjoy a “special relationship” underpinned by a strong political, institutional and popular base. Our two leaderships remain committed to translate this existing goodwill into a comprehensive, future-oriented, economic-driven partnership between the two countries.
 
During the recent visit of Prime Minister Erdogan to Pakistan in December 2013, the decision by the two sides to conclude a Preferential Trade Agreement (PTA) by the first quarter of 2014 and the operationalization of the ECO Container Train service represent tangible manifestations of this shared vision. It is reassuring to note that our respective private sectors are an integral part of this enterprise. I am confident that my interactions with leading Turkish companies in Istanbul on Feb. 14 will build on the momentum of the Business Forums held earlier in Istanbul and Lahore, during the last two leadership level visits.

On our part, the two governments should aim to provide greater facilitative frameworks to actively encourage the process. To give greater focus to these efforts, I propose that the two sides revive the trade target of $2 billion in the next couple of years. 

Is there a certain date for signing the preferential trade agreement?
As I have suggested, we have decided to conclude our Preferential Trade Agreement (PTA) by the first quarter of 2014. Technical negotiations are currently underway to finalize the process.

What are your expectations from Turkish investors? In which areas do you think Turkish investors could be focused in Pakistan?
During my interactions with the Turkish business community, I see a clear appreciation of the available business opportunities in Pakistan aided by the investment-friendly business policies of the government. 

Successful implementation of a number of projects, including the 56 MW wind-power plant in Sindh and the Metro Bus service and the Solid Waste Management system in Lahore have added to investor confidence.

Addressing energy deficiencies and promoting regional connectivity remain central planks of our strategy for sustainable economic development. I believe that Turkish expertise in the energy, infrastructure, and urban development sectors can perfectly complement our developmental vision, besides accruing long-term mutually beneficial relationships. Textiles, agro-based industries, Tourism, Information Technology and Telecommunications are also attractive sectors for Turkish investments. 

There are reports of the growing capacity of bilateral cooperation in the defense industry. What are concrete projects in this field and what more can the two countries do?
The close brotherly relations between our two countries are amply reflected in the defense field. Frequent exchange of high level visits and regular military collaborations reinforce these ties. The Mid-Life Upgrade project of our F-16 Aircraft by the Turkish Aerospace Industry (TAI) offers a tangible manifestation of this cooperation. The two countries could consider more joint ventures and research and development projects in the realm of defense.
February/13/2014

Prime Minister of Pakistan meets with top Turkish businessmen/investors

ISTANBUL, 14 February 2014:  Prime Minister of Pakistan Mr. Muhammad Nawaz Sharif while meeting here today with the Chairmen/CEOs of leading Turkish business groups in Istanbul assured Government of Pakistan’s full support and maximum facilitation for investment in Pakistan. He urged them to become development partner of Pakistan.

The Pakistani Prime Minister informed the Turkish businessmen about measures taken by his government that resulted in increasing the GDP quarterly rate from 2.9% to 5%, about 17% rise in Karachi Stock Exchange, increased foreign remittance and more business activities. “Our Government plans to rise the GDP growth rate to above 6% and bringing more foreign investment in the energy, infrastructure, low cost housing, municipal services, agro-based industry, information technology, textiles, etc.,” said the Prime Minister.

The Turkish companies who met with the Prime Minister included Mustafa Koc, Chairman Koc Group, Mr. Oguz Carmikli, Vice-Chairman Nurol Group, Mr. Hakan Ozman, CEO and Deputy Chairman of GAMA Holding, Mr. Nehat Ozdemir, Chairman Limak Holding, Mr. Ibrahim Cecin, Chairman IC Holding, Mr. Alp Yalcin Taskent, Chairman of STFA Mr. Ahmet Albayrak, Chairman of Albayrak Group, Mr. Ahmet Zorlu, Chairman of Zorlu Holdings, Mr. Korhan Kurdoglu, President of ATA Holding, Mr. Turgay Ciner, Chairman and CEO of Ciner Group,

Koc group showed keen interest to invest in electrical appliances manufacturing, dairy development, and bus manufacturing. The finished products could then be exported from Pakistan. Prime Minister Nawaz Sharif said Pakistan will facilitate and encouraged them to have partnership with Pakistan private sector.
In his meeting M/s Limak group, Mr. Nawaz Sharif said Turkish companies will be given all possible help for setting up power plants. The company said they have completed pre-requisites for investing in the wind energy. , coal fired power plants in Gaddani Power Park and construction of highways on BOT basis.
NOROL group said they have explored investment projects of Dasu Hydropower Project, Lahore-Karachi Motorway and coalbased projects., hydropower projects. Prime Minister of Pakistan expected that the group will finalize the technical examination of these projects and assured that their investment will be protected.

Cinar Group of Turkey during the meeting with Prime Minister agreed to establish a 660 MW power plant at Gaddani and offered to start work immediately. Mr. Sharif welcomed Chinar Group's investment in Pakistan and assured full facilitation. Cinar Group also showed keen interest in investment in coal and copper mining in Pakistan.

Minister for Water & Power Khawaja Muhammad Asif, Advisor to Prime Minister on National Security & Foreign Affairs Mr. Sartaj Aziz, Special Assistant to Prime Minister on Foreign Affairs Mr. Tariq Fatemi, Chairman Board of Investment Mr. Miftah Ismail Ahmad were also present in the meeting.

JOINT STATEMENT ADOPTED AT THE CONCLUSION OF THE EIGHTH TRILATERAL SUMMIT OF THE PRESIDENT OF THE ISLAMIC REPUBLIC OF AFGHANISTAN, THE PRESIDENT OF THE REPUBLIC OF TURKEY AND THE PRIME MINISTER OF THE ISLAMIC REPUBLIC OF PAKISTAN

His Excellency Hamid Karzai, President of the Islamic Republic of Afghanistan, His Excellency Abdullah Gül, President of the Republic of Turkey and His Excellency Muhammad Nawaz Sharif, Prime Minister of the Islamic Republic of Pakistan held their eighth Trilateral Summit Meeting in Ankara, on 13 February 2014.

On the occasion of the Trilateral Summit, the three Leaders, together with His Excellency Recep Tayyip Erdoğan, Prime Minister of the Republic of Turkey, held fruitful and comprehensive talks on regional and international security issues at a time when the Heart of Asia is going through a decisive period for the future and significant developments that may have impact on efforts to promote peace and security in the region are expected to take place.

The Leaders, accompanied by the three Ministers of Foreign Affairs and high level security officials,

Recognizing the contribution of the Trilateral Summit Process to regional dialogue,

Reiterating their determination to continue close consultations among the three brotherly countries,

Mindful of the importance of effective bilateral and multilateral coordination and cooperation at all fora including security and intelligence for implementation of agreed mechanisms,

Recalling their commitment at the first Trilateral Summit held in 2007, to deny sanctuary, training and financing to terrorists and to elements involved in subversive and anti-state activities and to initiate immediate action on specific intelligence exchanges in this regard,

Convinced that peace and stability of Afghanistan is critical for peace and stability of the whole region, and reiterating that both Turkey and Pakistan attach importance to maintaining stability and unity of Afghanistan,

Welcoming the positive momentum in the bilateral relations between Afghanistan and Pakistan,

Determined to bring this momentum into fruition by cooperating to promote a secure environment during the Afghanistan Presidential and Provincial Council Elections which is scheduled to take place on 5 April 2014,

Cognizant of the ongoing efforts for peace and reconciliation in the region,

Recalling their agreement at the sixth Trilateral Summit held in 2011, on the need to further broaden and deepen the security consultations between the relevant Afghanistan and Pakistan institutions, and thus agreeing to render their cooperation more result-oriented, through interim review processes,

Reiterated the importance of the ongoing electoral process in Afghanistan in securing a smooth and successful political transition in the country, and underlined in this regard the necessity of a suitable security environment,

Underscored that the international community should continue to contribute to the efforts aiming at supporting Afghan-led and Afghan-owned processes, including those concentrating on further enhancing the Afghan National Security Forces,

Emphasized the pivotal importance of a political settlement within the framework of the Afghan Constitution, to ensure durable peace in Afghanistan and called upon the Afghan Taliban to join the peace process,

Stressed the importance of enhanced cooperation between Afghanistan and Pakistan as immediate neighbors and the need to taking practical steps in supporting the Peace and Reconciliation Process and in promoting the necessary security environment during the Afghan Presidential and Provincial Council elections,

Underlined the necessity of enhancing close coordination between the brotherly countries of Afghanistan and Pakistan for effective border management,

Reiterated their common resolve to combat terrorism in all its forms and manifestations,

Welcomed Pakistan’s decision to extend the stay of registered Afghan refugees in Pakistan until 31 December 2015, while calling upon the international community to assist the two countries in the timely and honorable return of Afghan refugees and their sustainable reintegration in Afghanistan,

Took note of the growing people-to-people contacts between Pakistan and Afghanistan and encouraged that every effort be made to further develop such contacts,

Welcomed efforts of Pakistan and Afghanistan to build a broader relationship with strengthened trade and economic relations,

Acknowledged the development cooperation of Turkey and Pakistan in reconstruction and stabilization of Afghanistan,

Encouraged joint projects for socio-economic development which would serve as an important asset in building mutual trust and solidarity in the region,

Underscored that the international community should also continue to support Afghanistan’s socio-economic development beyond 2014,

The Leaders were also briefed by Mr. Rifat Hisarcıklıoğlu, President of Turkish Union of Chambers and Commodity Exchanges on the work of the İstanbul Forum.

His Excellency Hamid Karzai, President of the Islamic Republic of Afghanistan, His Excellency Muhammad Nawaz Sharif, Prime Minister of the Islamic Republic of Pakistan conveyed their thanks to His Excellency Abdullah Gül, President of the Republic of Turkey and to the Government and brotherly people of Turkey for hosting the eighth Trilateral Summit.

More photos on http://goo.gl/fetGfw

Prime Minister of Pakistan arrives in Turkey


ANKARA, 12 February 2014:  Prime Minister of Pakistan Mr. Muhammad Nawaz Sharif arrived here today on a three-day official visit to Turkey. Mr. İdris Güllüce, Turkish Minsiter for Environment and Urban Planning, Mr. Burhan Kayatürk, Chairman of Turkey-Pakistan Parliamentary Friendship Group in the Turkish Grand National Assembly and other high ranking officials welcomed the Pakistani Prime Minister at the Ankara Esenboğa Airport.

Mr. Muhammad Nawaz Sharif will represent Pakistan in the 8th Afghanistan-Pakistan-Turkey Trilateral Summit alongwith President Hamid Karzai and President Abdullah Gul. The Trilateral Summit Process provides a unique platform for furthering high level political dialogue, security cooperation and development partnership among the three brotherly countries for promoting peace and stability in Afghanistan.

Minister for Defence and Water & Power Khawaja Muhammad Asif, Advisor to Prime Minister on National Security & Foreign Affairs Mr. Sartaj Aziz, Special Assistant to Prime Minister on Foreign Affairs Mr. Tariq Fatemi, Chairman Board of Investment Mr. Miftah Ismail Ahmad, parliamentarians and other high ranking military and civil officials are accompanying the Prime Minister.

The Prime Minister of Pakistan will also visit Istanbul and shall meet with leading Turkish businessmen/investors.


More photos on http://goo.gl/fetGfw

Prime Minister of Pakistan’s Visit to Turkey to attend 8th Turkey-Afghanistan-Pakistan Trilateral Summit

ANKARA, 11 February 2014: Prime Minister Muhammad Nawaz Sharif is visiting Turkey from 12-14 February to attend the 8th Turkey-Afghanistan-Pakistan Trilateral Summit in Ankara. The Prime Minister would be accompanied by a high-level delegation.

The Turkey-Afghanistan-Pakistan Trilateral process was launched in 2007. The last summit was held in December 2012 in Ankara. It is an important platform for high-level dialogue, security cooperation, and economic development partnership.

The theme of the 8th Trilateral Summit is “Sustainable Peace in the Heart of Asia.” The Summit is taking place in the backdrop of important political and security transitions in Afghanistan, including Presidential and Provincial Council elections on 5 April 2014 and the draw-down of NATO/ISAF forces by 31 December 2014.

Prime Minister Nawaz Sharif has articulated a forward-looking vision of a peaceful and prosperous neighbourhood, defined by close, cooperative relations with all neighbours, including Afghanistan. His participation in the Ankara Summit is part of the efforts to help strengthen the process of stabilization in Afghanistan in concert with international partners.

Pakistan has extended consistent support for peace and reconciliation in Afghanistan. It remains committed to working with Afghanistan as well as the international community for sustainable peace, stability and development in Afghanistan. The Ankara Trilateral Summit would carry forward the process of constructive engagement and leadership exchanges on the evolving situation as well as matters of common interest.

During the Summit, the Prime Minister would have extensive interaction with Turkey’s President H.E. Mr. Abdullah Gul and Prime Minister H.E. Mr. Recep Tayyip Erdogan as well as Afghanistan’s President H.E. Hamid Karzai. The senior members of the Prime Minister’s delegation would have meetings with their respective counterparts in trilateral formats.

Separately, the Prime Minister will meet the President of Turkey and the Prime Minister to review wide spectrum of bilateral relations with focus on economic cooperation. In Istanbul, he will be having meetings with the Chairman/CEO of major Turkish companies.

'Pakistan'a baktığımızda İstiklal Savaşını görüyorum' 'Pakistan'a baktığımızda İstiklal Savaşını görüyorum' 07 Şubat 2014 Cuma - Milli Gazete

SAADET Partisi Genel Başkan Danışmanı Prof. Dr. Oya Akgönenç, Pakistan ile Hindistan arasında yıllardır devam eden Keşmir sorununun her on yılda başka bir boyutla devam ettiğini söyledi. SAADET Partisi Genel Başkan Danışmanı Prof. Dr. Oya Akgönenç, Pakistan ile Hindistan arasında yıllardır devam eden Keşmir sorununun her on yılda başka bir boyutla devam ettiğini söyledi. Akgönenç, Keşmir’de verilen mücadeleyi ülkemiz tarihine damgasını vuran İstiklal Savaşı’na benzetti. Dünyadaki gücün artık Batı’dan Doğu’ya kaydığına dikkat çeken Akgönenç, 21’inci yüzyılın Asya yüzyılı olacağını belirtti.

ANKARA BÜROSU

Türkiye-Pakistan Kültür Derneği’nin her yıl düzenlediği 5 Şubat Keşmir Dayanışma Günü bu yıl Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde kutlandı. Programa Pakistan Ankara Büyükelçisi Muhammad Haroon Shaukat ve Saadet Partisi Genel Başkan Danışmanı Prof. Dr. Oya Akgönenç katıldı. Programda konuşan Prof. Dr. Oya Akgönenç, Pakistan hükümetinin büyük bir kararlılıkla kalkınma ve Keşmir sorununu çözme yolunda adımlar attığını belirterek, “Pakistan’a baktığımızda İstiklal Savaşı’nı görüyorum. Bir tarafta iç isyanlar, diğer tarafta dış güçler var” dedi. Öte taraftan dünyada da yeni bir sömürgecilik anlayışının hakim olduğunu ifade eden Akgönenç, “Bunun en büyük örneği Libya’dır. Libya kime ne yaptı ki, Libya’ya saldırdılar. İnsanlarımızın eğitim eksikliği nedeniyle çok çabuk tahrik ediliyorlar” diyerek artık doğrudan sömürmenin olmadığını, sömürülecek yerlerin önce kendi içinde karıştırıldığını söyledi.

“Keşmir, kasıtlı bir kayırma”
Keşmir’in İngilizler eliyle bu gün bu hale getirildiğini kaydeden Akgönenç, “Keşmir dediğimiz zaman zor iş, kronikleşmiş bir problem ama her dem taze, her dem canlı, her zaman bir ders çıkartılması lazım gelen ve çözüme ulaştırılması gereken bir konu. Keşmir hatalı bir karar, kasıtlı bir kayırma, ben merkezli büyük güçlerin daha zayıfı ezip, hakkı yok ettiği bir yerdir. Keşmir’de İngilizlerin yaptıkları bugün hatırlanılmıyor” diyerek Keşmir’de yaşanan sorumlusu olarak Batı’yı işaret etti. Gücün batı’dan doğuya doğru kaydığına dikkat çeken Akgönenç, dünyada yeni siyasi dengelenmelerin ortaya çıktığını, ekonomik güçlerin de batıdan doğuya doğru kaydığını söyleyerek, “Tüm bu değişimler ile birlikte yeni yükselen güçler ortaya çıkıyor. ABD her şeyden önce Afganistan’dan ayrılıyor. Çin, ABD dolarının en büyük tahvillerini elinde bulunduruyor. Türkiye ve İran Asya üzerinde daha aktif roller alıyor. Bu da Keşmir üzerinde etkili olacaktır” şeklinde konuştu.

Değişen Zamanla Keşmir
Konuşmasında Keşmir sorununa daha iyi dikkat çekmek isteyen Akgönenç, karton kâğıtlara yazdığı yazılarla, her 10 yılda Keşmir’de yaşanan olayları birer cümle ile anlatmaya çalıştı. Akgönenç, 1947 yılı ve 50’li yıllarda Keşmir’de haksızlık, çatışma ve kan olduğunu, 1960’lı yıllarda yükselen gerginlik ve duyarsız bir dünyanın ortaya çıktığını, 1970’lerde mücahitlerin mücadelesine şahit olunduğuna, 1980’lerde direnişin arttığını, zulmün katlandığını buna rağmen komşuların yardımlarının arttığını, 1990’larda değişen bir dünya ile birlikte değişen dengelerin ortaya çıktığını, 2000’lerde ikiz kulelerin vuruluşu ile islamafobi’nin yaygınlaştığını ve Keşmir’in yalnızlaştığını ve son olarak 2010 ile birlikte yeni değişimler yaşandığını ve bu değişimlerin Keşmirlilerde yeni umutlara sebep olduğunu söyledi.

Courtesy: Milli Gazete

Keşmir böyle konser görmedi! - AKİF EMRE - Yeni Safak

İslam dünyasında hemen her köşede irili ufaklı çatışma haberleri eksik olmaz. Bunların bir kısmı mevcut rejimlerle sorunlu muhalif hareketler olduğu gibi önemli kısmı işgal yönetimlerine ve uygulamalarına karşı verilen mücadelelerden kaynaklanır. Sorunun temelinde ne olduğu unutulduğu için Müslümanlar, özellikle azınlık durumunda olanlar, sürekli terör, şiddet ve huzursuzluk kaynağı olarak medyada yer alırlar. Batı'da yükselen İslamofobinin küresel ölçekteki daha eski versiyonudur bu algı. Müslüman azınlıkların yönetimleri altında bulundukları gayrimüslimlere karşı mücadeleleri en liberal kesimde bile eleştiri konusudur: Müslümanlar azınlık olarak yaşamayı öğrenmeleri gerekir... Bu telkin, bir realitenin tespiti gibi görünse de, temel sorunu görünmez kılan ve işgali, gaspı meşrulaştıran bir işlev görebilir.

Müslüman azınlıklar sorunu, azınlık olarak yaşamayı öğrenme ve terör parantezine alındığı vakit siyasal ve jeopolitik şartlar gözden kaçırılıyor. Mesela Keşmir sorunu, bu bağlamda hayli ilginçtir. Uluslararası hukuk açısından bakıldığında İsrail işgali konusunda Filistinliler ne kadar haklı iseler Keşmir konusunda da hukuki olarak en az onun kadar haklılar.

Keşmir'in statüsü, tıpkı Filistin gibi Britanya imparatorluğunun bakiyesi bir sorun olarak, aynı dönemde ve benzer biçimde çözümsüz halde bugüne kadar gelmiştir. BM kararları ve uluslararası hukukun uygulanmasından öte talepleri olamayan Keşmirlilerin haklarını aradıklarında özgürlük savaşçısı değil de birer terörist muamelesi görmeleri de benzer bir algı inşasının sonucu.

BM eksenli uluslararası anlaşmalara rağmen Hindistan tarafından işgal edilen Keşmir, çok açık bir hak ihlali olması nedeniyle, Batılı pek çok ülke tarafından resmi olarak işgal statüsünde, çözümlenmemiş bir sorun alanı olarak görülüyor/du. Bu durum Hindistan için ciddi baş ağrılarından biridir.

İngilizler çekilirken Hindistan'ın Müslümanların ve Hinduların çoğunlukta oldukları bölgelere göre bölünmesi sonucu iki ayrı devlet ortaya çıkmış, Müslümanlar Pakistan adında ayrı bir devlette toplanmışlardı. Bu aşamada Keşmir'in geleceği, çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen, halk oylamasına bırakılmıştı. Bu boşlukta bölgeyi işgal eden Hindistan'ın hala bu oylamayı yapması bekleniyor. Ve binlerce askerle sürdürülen işgal yönetimine karşı gerçekleştirilen direnişi bastırmaya çalışıyor. Keşmir'in statüsü nedeniyle Pakistan ve Hindistan arasında savaşlar yaşanacaktır.

Tıpkı Filistin'deki İsrail işgaline benzer biçimde BM kararlarını hiçe sayan Hindistan, bu kararları uygulamamakta direniyor. Bu nedenle pek çok ülke Hindistan'ın Keşmir'deki varlığını kabul etmedi; ta ki Hindistan-Batı ilişkileri değişinceye kadar... Soğuk savaş döneminde Sovyetlere yakın duran Hindistan daha sonra Amerika ile anlaşacak, nükleer gücünü defacto kabul ettirecek, Keşmir konusu ise hasıraltı edilmeye başlanacaktır.

Bunun en son örneklerinden biri de Almanya'nın Keşmir'in başkenti Şirinagar'da düzenlediği bir konser. İlk bakışta bir sanatsal etkinlik gibi görünen bu konser son derece diplomatik anlamlar içeriyordu. Zaten diplomasi biraz da sembollerle yürütülen bir siyaset tarzıdır. Şalimar Bahçeleri'nde düzenlenen, Almanya'nın Bavyera Devlet Orkestrasının Bombay doğumlu ünlü Hintli şef Zubin Mehta yönetimindeki konser Keşmir'in statüsü konusunda açık bir yeni pozisyona işaret ediyordu.

Geçtiğimiz cumartesi günü gerçekleşen konseri 2000 kişi izledi; ev sahipliğini ise Almanya'nın Hindistan büyükelçisi Michael Steiner yaptı. Dünyanın en güzel yerlerinden biri olan Şirinagar'da Babür İmparatorluğu'ndan miras Şalimar Bahçeleri, kan ve şiddetle özdeşleşmiş Hint işgalini kutsayan ayine sahne oldu.

Müslümanların bu duruma itiraz etmesi ilk bakışta, barışçıl bir sanat etkinliğine fanatik bir karşı çıkış olarak yorumlanmaya ve böyle algılanmaya müsait. Oysa durum tam tersi... Çünkü bu konser, sanatsal etkinlik üzerinden bir haksızlığın meşrulaştırılmasından ibaretti. Bu zamana kadar Almanya başta olmak üzere Avrupa Birliği, Hindistan'ın Keşmir üzerindeki tasarruflarını tanımadığı, işgali reddettiği için hiçbir bölgeye yönelik resmi girişimde bulunmuyordu. Alman büyükelçinin resmen ev sahipliğinde gerçekleşen bu konser, artık Almanya'nın ve dolayısıyla AB'nin Hindistan tezlerine yaklaştığı, en azından fiili işgale itirazını geri çektiği anlamına gelir.

Bunun sonuçlarını, önümüzdeki dönemde Almanya-Hindistan paslaşmasında göreceğiz. Malum; Alman stratejik hedefleri arasında sayılan 'B' halkasının son şehri Bombay'dır.

Müslümanların azınlık olarak yaşamayı öğrenmelerini salık veren liberaller ve liberal müdahaleciler, Keşmir'de konser vereceklerine Müslümanların dertlerine kulak verseler çok daha adil bir iş yapmış olurlar. Ancak uluslararası hukukun daha çok güçle şekillendiği, acımasız ve adaletsiz bir dünya düzeninde yaşadığımız da bir gerçek.
Courtesy: Yeni Safak