İşadamlarına Pakistan teşekkürü - Yeni Safak - 09 NİSAN 2014

Pakistan'ın Milli Günü dolayısıyla, Pakistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu tarafından İstanbul Dedeman Otel'de
dün akşam resepsiyon verildi. Resepsiyonun konukları arasında Albayrak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Albayrak, Coca-Cola Uluslararası Operasyonlar Başkanı Hüseyin Akın, Mısır, Çin, Lübnan, Polonya, İspanya, Sudan, Kanada, Hindistan, Bangladeş konsolosları yer aldı. İki ülkenin ulusal marşları ile başlayan törende Pakistan Başkonsolosu Yusuf Cüneyt, son yıllarda Türk işadamlarının Pakistan'a ilgisinin artmış olmasının sevindirici olduğunu söyledi. Cüneyt, konuşmasının ardından iki ülke ilişkilerinin gelişmesinde emeği geçen işadamlarını sahneye davet ederek teşekkürlerini iletti. Tören konuşmanın ardından Pakistan'ın yerel müzikleri eşliğinde devam etti.
Courtesy: Yeni Safak
http://yenisafak.com.tr/gundem-haber/isadamlarina-pakistan-tesekkuru-09.04.2014-635056?ref=manset-14.1

Hindistan medyası Keşmir sorununa nasıl yer veriyor?

Keşmir sorunu, 1948 yılından itibaren Birleşmiş Milletler'in gündeminde yer almakta, BM Güvenlik Konseyi’nin 1948 yılında Keşmir’in geleceğine ilişkin aldığı halk oylaması kararına rağmen, Hindistan bölgeyi işgal etti

Keşmir sorunu, 1948 yılından itibaren Birleşmiş Milletler'in gündeminde yer almakta, BM Güvenlik Konseyi’nin 1948 yılında Keşmir’in geleceğine ilişkin aldığı halk oylaması kararına rağmen, Hindistan bölgeyi işgal etti, Pakistan ve Hindistan iki defa(1947-1965) savaşa girdi ve bölge fiilen ikiye bölünmüş vaziyette. Kuzeydeki stratejik bölgeye Pakistan,  güney kesime (üçte ikisi) ise Hindistan hâkim, bölgenin kuzeydoğu kesimi ise Çin’in denetimi altında. Müslümanların çoğunlukta olduğu Keşmir’de Hindistan’ın egemenliği hiçbir zaman kabul edilmiyor, bölge halkı zaman zaman Hint yönetimine karşı ayaklanıyor, Hint güvenlik güçleri bölgedeki Müslüman halka karşı insan hakkı ihlalleri gerçekleştiriyor.  Soğuk Savaş döneminde Pakistan, ABD ile güçlü ilişkiler geliştirirken, Sovyetler Birliği de Hindistan ile yakınlaşmış, 1971’de imzalanan Simla Antlaşması’ndan sonra ise sorun ancak ikili düzeyde ele alınarak uluslararası platformlara taşınamamış. Anlaşmaya göre iki ülke arasındaki sorunun hiçbir dış etki olmadan çözülmesinin kararlaştırılmış olması nedeniyle BM de Keşmir sorununda etkili olamamıştır.

Keşmir’de yıllardır süre gelen kanlı bir silahlı çatışma söz konusu. Harika bir vadiyi ölüm tarlasına çeviren on binlerce kişinin hayatını kaybettiği bu coğrafyada Hint halkı, ne çatışmanın doğası ne de orada acı çeken insanların gerçeği hakkında yeteri kadar bilgi sahibi. Hint gazetelerinin ve televizyon kanallarının çoğu hükümetin perspektifinden ve ağırlıklı olarak hükümet kaynaklarından, hükümet açıklamalarını yeniden üretiyorlar. İnsan hakları ihlallerini görmezden geliyorlar. “Ulusal çıkar” tamamen devlet güvenliği ile sınırlanmış vaziyette. Medyanın bu konuda ki en büyük günahı, kasıtlı olarak halkı cahil bırakması bir başka deyişle bu soruna karşı yabancılaştırması. “Keşmir: Hatalar Trajedisi” adlı kitabın yazarı Tavlin Singh medyayı Kashmir hakkındaki olgu ve olayları yanlış yorumladığı için, hükümeti de izlediği yanlış politikaları yüzünden çok katı biçimde eleştiriyor. Gerçekten Hint medyası Keşmir olayını haberleştirirken son derece seçici davranıyor, hassas konuları görmezden gelerek teğet geçiyor ve yalnızca devlet yanlısı fikirlere yer veriyor.

“Hint medyası oldukça şizofrenik, Keşmir’deki gerçeği yansıtan haber yapmıyor” diyen  Arundhati  Roy, (The Hindu, 31 Ağustos 2005) bunun nedenini  İngiltere’den bağımsızlığını kazandıktan sonra Hindistan politikacılarının Keşmir ile ilişkilerini iyi niyet, eşitlik ve demokrasi temelinde kurmayı başaramamalarına bağlıyor.

Noam Chomsky ise, Pervez Hoodohoy’a verdiği röportajda “Hint gazetelerini okursanız, Pakistan için nefret kusan haberler dışında başka bir şey göremezsiniz. Keşmir olayında Pakistan’ın ABD’nin kıymetlisi olduğu ve ABD’nin,  Pakistan’ın yanında yer aldığına dair haberlerden geçilmez gazetelerde” demektedir.

27 Nisan 2010’da Muhammad Sharfi (19) Shazed Ahmad (25) ve Riyaz Ahmad (19) Keşmir’in Hindistan tarafında bulunan Nadihal köyünde kayıplara karıştılar. Üç gün sonra Hint ordusu Kuzey Keşmir’deki  Kupwara sınırında  ellerinde makinalı tüfekleri ceplerinde de Pakistan parası bulunan 3 Pakistanlı teröristi öldürdüğünü açıkladı. Cesetler tanınmayacak haldeydi. Polis ordudan ölü bedenleri teslim alıp yerel gazetelerde boy boy fotoğraflarını yayımladılar. Yakın köydeki bir adam “militan” oldukları iddia edilen bu genç adamların bir aydır kayıp olan köylüler olduğunu fark etti. DNA testleri bu çocukların kayıp olan köylü çocuklar olduğunu kanıtladı. Polis soruşturması sonucunda ordunun bu senaryoyu “nakit para ve hediye” karşılığında kurguladığını ortaya çıktı. Vadide kitlesel protestolar isyana dönüştü, sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu süreçte 100’den fazla genç çocuk öldürüldü, komşu köylerden onlarca çocuk kayboldu. Aileler çocuklarının ölmüş olacaklarından endişe duymalarına rağmen, polise kayıpları bildirmeye korktular.

Syed Nazakat, “Indian Media Coverage of Kashmir: When Stories Clash with National Interest” başlıklı çalışmasında,  bu üç çocuğun öldürülmesi ile ilgili çok yerinde saptamalar yapıyor, doğru ve önemli soruları yöneltiyor. Hint medyası bu yaşanan olayı haberleştirmede çok yavaş davrandı. Spor haberleri, siyasi haberler, vizyondaki filmlerden bahsedildi, adeta bir “istisna olay”  havasında verildi. Az haber verilmesi bu sahte öldürmelerin yalnızca bir Pakistan karşıtı propaganda olarak senaryolaştırılmasına yardımcı oldu. Pakistan ve Keşmir ayrılıkçı liderlerinin sokak protestolarını nasıl kışkırttıkları üzerine vurgu yapılarak, 3 gencin katledilmesi haberi adeta unutturuldu.

Keşmir sorununun en fırtınalı döneminde(1 Aralık 1991-29 Şubat 1992) Hindistan’ın en çok satan üç gazetesi Times of India, Indian Express, The Hindu’nun 423 haberinin içerik analizine yer verilen bir araştırma yapıldı. Çalışmaya göre; haberlerin 208’i ön sayfada yer almayı hak ederken, yer verilmemişti ve 346 haberin hiçbir arka plan analizi yapılmamıştı. Çalışmanın sonuçlarından bir başkasına göre ise; haber kaynaklarının %78’ini hükümet, ana akım Hint siyasi parti liderleri ile hükümet görevlileri, yalnızca %7’sini Keşmir, %8’ini Pakistan, %7’sini de diğer ülkelerdeki resmi görevliler oluşturmaktaydı.

Keşmir Üniversitesi’nin Medya Eğitimi Araştırma Merkezi’nin Keşmir ve Jammu gazetelerinin Amarnath ihtilafına medyanın nasıl yer verdiğine dair bir araştırma yapıldı. Amarnath ihtilafı; Hindistan devleti ile Jammu ve Keşmir eyaleti hükümetlerinin 26 Mayıs 2008’de Hindu hacılarına barınmaları için 404,685.642 metre karelik (100 acres ) bir alan verme kararına vardıktan sonra, Keşmirli ayrılıkçıların protestoları sonucu geri adım atmaları ile sonuçlandı. Merkezin yaptığı araştırma; gazetelerin kışkırtıcı başlıklar atmaktan özellikle kaçınmadıklarını, Keşmir medyasının özgürlük yanlısı ve ayrılıkçı grupların sözcülüğünü yaptığını, Jammu eyaleti gazetelerinin ise provokatif haberciliği yeğlediğini ortaya koydu. Çalışmaya göre; sürekli biçimde Hindu-Müslüman çatışmasına odaklanan habercilik gündemin başına oturtuldu.

Hint medyası, Keşmir halkının güvenini ve kalbini kazanamadı, daha doğrusu zaten bunun için hiçbir özel çaba da sarf etmedi. Medya, bölge insanının yaşadıkları acıları yansıtmadığı gibi, aksine protestocuları ya holigan ya da paralı ajan olarak etiketledi, polis şiddetine maruz kalanları da görmezden geldi. Bununla ilgili bir olay da şöyle gerçekleşti: Bir polis karakolunda polislerin 2 Keşmirli delikanlıyı soyup kemerleri ile döverken çekilmiş video youtube’a düştü ancak Hint ana akım medyası bu barbarca, insanlık dışı olay hakkında tek bir kelime etmedi.

Keşmir’deki ayrılıkçı grupların iddiası da;  Hint ordusunun silahlarla, Hintli gazetecilerin de kalemleriyle Keşmirlilere savaş açtıkları yönünde. Hint medyasını sorumlu tutuyorlar. Bu iddialarında pek de haksız değiller.

Aslında Keşmir’den haber vermek oldukça zor. Güvenlik sorunu var, gazeteciler kaçırılıyor, öldürülüyor, saldırı, tehdit olayları çok sık yaşanıyor. Hiç bir haber ölmeye değmez ama bazı haberler risk almaya değer, buna karar verebilecek sağduyulu gazetecilere ihtiyaç var.

Bir de Hintli güvenlik güçlerinden gelen baskı, kısıtlama, gazete toplamalar, ve bunların doğal sonucu olarak oto-sansür çok yaygın. Gazetecilerin çoğu eğitimsiz, gazetecilik kültürüne sahip değiller. Sıcak haber ve canlı haberin büyüsüne kapılmışlar adeta.

Haberi kasıtlı olarak göstermemenin yanı sıra, bir de dengeli habercilik yapma kaygısıyla veya bahanesiyle insan hakları ihlallerini es geçme sıklıkla yaşanıyor. Bu konuda ülkemizde de geçtiğimiz yıllarda gösterime giren Good Night Good Luck filmine konu olan ünlü Amerikalı TV gazetecisi Edward Murrow’un, gazetecinin soykırım, holokost, çocuk cinayetleri ve bilinçli zülüm olaylarında denge unsurunu gözetme gibi bir derdi olmaması gerektiği fikri yol gösterici olabilir.

Şu can alıcı soruları çatışma bölgesinde gazetecilik yapan her sağduyulu muhabir kendine sormalı: Bu haber risk almaya değer mi? Haberde kamu yararı var mı? Bomba saldırısı, ölüm-öldürme ve işkenceye tanıklık ettim, hükümetin açıklamasını mı beklemeliyim, yoksa artık alanda ve olaya tanıklık ettiğime göre ilk elden haberi mi vermeliyim?...

Aslında Hindistan medyasının Keşmir sorununa bakışı ile ülkemiz medyasının Kürt sorununa ve bölgede yaşanan çatışmalar karşısında takındığı tavra ilişkin büyük benzerlikler var. Ana akım medyamızın Kürt sorununu “terör ve terörizm” ile özdeşleştirerek, yöre halkını “cani, hain, kalleş, çapulcu, dağdan inenler’ olarak adeta sloganlaşmış, korkunçlaştırıcı kalıp yargılar halinde sunduğunu, öldürülen çobanları terörist diye gösterirken, askerler tarafından vurulan gazeteciyi de “teröristler öldürdü” diye duyurduğunu anımsayacak olursak her iki ülkenin ortak paydasının demokrasi karnesi oldukça zayıf olan devlet güdümlü medya olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Özetle Keşmir sorunu Hindistan’ın insan hakları sorunu. Hint medyası, devekuşu misali kafasını kuma gömerek, ulusal kimliğine sadık kalma pahasına olup bitenlerin haberini vermediği müddetçe Hindistan demokrasi sınavını geçemez.
Courtesy: T24
http://t24.com.tr/haber/hindistan-medyasi-kesmir-sorununa-nasil-yer-veriyor/254091?utm_source=facebook&utm_medium=social&utm_content=sharebutton

Bir Pakistan ve Urdu Dili Sevdalısı - Mustafa Sarper ALAP

Mustafa Sarper Alap, ilk olarak 1998 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Doğu Dilleri ve Edebiyatları Urdu Dili ve Edebiyatı bölümünde Urdu dili ile tanıştı, o yıllarda üniversitede çok iyi bir eğitim kadrosu vardı. Alap’ın Çalıştığı hocalar arasında Pakistanlı Akademisyenler Prof. Dr. Ahmet Bahtiyar Aşraf, Prof. Dr. Anvar Ahmad, Prof. Dr. Saaded Saed ve Uz. Dr. Furkan Hamit ve Türk akademisyenler Yrd. Doç. Dr. Gülseren Halıcı, Merhum Yrd. Doç. Dr. Şevket Bulu, Merhum Yrd. Doç. Dr. Selma Benli, Prof. Dr. Celal Soydan ve Prof. Dr Asuman Özcan  yer almaktaydı. Okuldan mezun olduktan sonra ismi geçen hocalarından referans mektupları yer almaktadır.

Mustafa Sarper Alap, 2002 yılında bu güzide eğitim kadrosunun yer aldığı bölümünü dört yılda bölüm 1.si olarak tamamladı. Pakistanlı hocalarına Urdu – Türkçe tercümanlık yaptı. Lisans eğitimini bitirdikten sonra bölüm içinde eğitimini sürdüren öğrencilere çeşitli yardımlarda bulundu. Onlara Urdu dilini sevdirdi ve onlara birçok şey öğretti. 2005 yılında yurt dışında 6 ay Urdu tercümanlığı görevinde bulundu. Urdu çalışmalarını hiç bırakmadı, Pakistan’dan getirtmiş olduğu Urdu – İngilizce sözlüklerini inceledi. Urdu dili ile ilgili birçok araştırmalarda bulundu.

Mustafa Sarper Alap, 2008 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Urdu dili ve Edebiyatı bilim dalında Urdu dili yüksek lisans eğitimine başladı ve ilk yılında derslerini başarıyla bitirdi. Tez döneminde ise Pakistanlı büyük Şair Allame Muhammed İkbal’in Türkiye’de yapılmış çalışmalarından oluşan “Türkiye’de Muhammed İkbal Çalışmaları” isimli tezini savundu ve başarı ile Yüksek lisans eğitimini tamamladı.
Alap, Doktora eğitimini çok sevdiği Urdu dili bölümünde yapmak istedi ama bu isteği gerçekleşmedi ve şu anda Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bölümünde Türkoloji Ana Bilim dalında doktora eğitimini sürdürmektedir. Urdu dilini ve edebiyatına çok bağlı olan Mustafa Sarper Alap, Türkoloji bölümü içerisinde de Urdu dilinden kopmadı ve bazı çalışmalarını Urdu dili üzerinde yaptı.

Şu anda Mustafa Sarper Alap’ın, Uluslararası Hakemli dergilerde Urdu dili üzerine yayımlanmış üç adet makalesi yer almaktadır ve şu sıralar tamamlanacak olan Urdu dili üzerine yazmış olduğu kitabını yayınevine verme hazırlığındadır.  

Alap, 24 Mart 2014 tarihinde Ankara Swisshotel’de gerçekleştirilen “Pakistan Milli Günü” resepsiyonuna katılmış ve orada tüm Pakistanlı konuklarla, devlet görevlileri ve yazarlarla Urduca konuşarak Pakistan’ı ve Urdu dilini ne kadar çok sevgi duyduğunu ve bu dile bağlılığını ifade etmiştir.

Şu anda M.E.B bağlı okullarda sözleşmeli öğretmenlik yapan Alap, öğrencilerine de Pakistan ve Urdu dilini anlatmaktadır. Kitap arşivinde çok fazla sayıda Urdu dili gramer, alıştırma, edebiyat ve dil kitabı bulunduran Alap, Pakistanlı kitap şirketleri ile de iyi ilişkiler kurmuştur.

Pakistan’a hiç gitmeden Urducayı güzel şekilde konuşan, ülke ile bağlantılar kuran Alap, Pakistan ve Urdu diline bağlılığını her zaman sürdürecektir.

Pakistan Çok Yaşa

AA'nın ilk çalışanı Peşaverli Abdurrahman Bey - Sansürsüz Haber - 04.04.2014

Hindistan'da varlıklı bir ailenin çocuğu iken, elbiselerini ve kitaplarını satarak zor durumdaki Müslümanlara yardım için 1912'de İstanbul'a gelen ve bir daha dönmeyen Peşaverli Abdurrahman Bey, Çanakkale Savaşları'nda 3 kez yaralandı

İSTANBUL (AA) - UĞUR ASLANHAN - Hindistan'da varlıklı bir ailenin çocuğuyken 26 yaşında, ceketini, elbiselerini ve kitaplarını satarak ailesinden gizlice zor durumda olan Müslümanlara yardım için 1912'de İstanbul'a gelen ve bir daha dönmeyen Peşaverli Abdurrahman Bey (Abdurrahman Peşaveri), Anadolu Ajansı'nın (AA) ilk çalışanı olarak kayıtlara geçti.

Ajansın kuruluş aşamalarında da çalışan Peşaveri, ajansta çalıştığı süre boyunca özellikle Yunan ordusunun Anadolu'da yaptığı katliamların Avrupa kamuoyuna duyurulması için özel çaba sarf etti.

Yedikıta Kültür ve Tarih Dergisi'nin son sayısında TBMM Dış İlişkiler ve Protokol Başkanlığı'nda tercüman olarak görev yapan serbest tarih araştırmacısı Mücahit Arslan imzasıyla yer alan habere göre, Peşaverli Abdurrahman Bey veya Abdurrahman Samdani olarak da bilinen Peşaveri, 1886'da Hindistan'ın Kuzey-Batı sınır eyaletinin, şu anda da Pakistan'ın Haybet-Peştunya Eyaleti'nin başkenti Peşaver'de doğdu.

Keşmir'den 1880'de Peşaver'e göç eden zengin bir müteahhit olan Gulam Samdani'nin oğlu Peşaveri, 12 kardeşi gibi iyi bir eğitim aldı, ilk ve orta tahsilini Peşaver'de tamamladı, lise eğitimi için Hindistan'da Aligarh Özel İslam Okulu'na gitti.

Osmanlı tarihini okuyan Peşaveri'ye, Türklere duyduğu hayranlık ve sevgi nedeniyle kardeşleri "Türki Lala" yani "Türk Ağabey" diye hitap etti.

1. Balkan Savaşı'nın başlaması üzerine, kolejdeki öğrenciler Peşaveri'nin liderliğinde "Hilal-i Ahmer Cemiyeti Türk Yardımlaşma Fonu"na yemek ücretlerinden yaptıkları tasarruflarla yardımda bulundu.

- Edirne için Hindistan'da gözyaşı döktüler

Gazetelerden savaşın ayrıntılarını takip eden Hindistanlı Müslümanlar, Balkanlarda Müslüman Türklerin, Bulgar ve Sırp çetelerce katledilmesini ağlayarak dinledi. Edirne'nin 1913'te Osmanlı ordusunca Bulgarlardan geri alınmasıyla bütün şehir kandillerle aydınlatıldı.

- Osmanlı'ya destek için çocuğunu sattı

Yardım çalışmalarına Abdurrahman Peşaveri de öncülük etti, gazetelerde öldürülen Türk kadın ve çocukların resimlerini gören halk, yoksulluklarına rağmen ellerinde ne varsa gözyaşları içinde yardıma koştu.

Peşaver'de yardımlaşma fonlarına verecek hiçbir şeyi olmayan 20 yaşındaki Gulam Muhammed ile 21 yaşındaki Gulab Din kendilerini Allah için satışa çıkardı, satıştan elde edilen parayı da yardım fonuna vadetti. Böylece kendilerini satın alacak şahsa ömür boyu köle gibi hizmet etmeyi kabul etti.

Yine Peşaver'de yardım kampanyasına verecek hiçbir şeyi olmayan genç bir kadın 4 aylık bebeğini kampanyaya bağışladığını, açık artırmayla yapılacak satıştan elde edilecek meblağı da fona vereceğini ilan etti, açık artırmaya çıkan bebeği alan Peşaverli bir zengin daha sonra bebeği annesine iade etti. Anne ise aldığı tüm parayı yardım kampanyasına bağışladı.

- Peşaveri İstanbul yolunda

Hem toplanan paraların teslimi hem de zorda bulunan Osmanlı Ordusu'na yardım için Hindistan Hilal-i Ahmer Cemiyeti, bir tıbbiye heyetini İstanbul'a göndermeye karar verdi.

Beş doktor, 7 sağlık görevlisi, 10 hasta bakıcının yer aldığı heyet, Bombay'dan 15 Aralık 1912'de İtalyan gemisi Sardegna ile hareket etti. Aden ve Süveyş'i geçerek İskenderiye'ye ulaşan gemi, buradan da Romanya gemisine binerek, 2 hafta sonra İstanbul'a ulaştı.

Babasından izin alamayacağını düşünerek, ailesinden gizlice heyete dahil olan, parası olmadığından ceketini, elbiselerini ve kitaplarını satarak yolculuk masraflarını karşılayan Peşaveri, 30 Aralık 1912'de İstanbul'a gelen heyette yer aldı.

- Hem hasta bakıcı hem muhabir

Hasta bakıcılık görevinin yanı sıra Hindistan gazetelerine düzenli haber gönderen Peşaveri, Edirne'yi 5,5 ay kahramanca savunan Mehmed Şükrü Paşa'nın teslim olmak zorunda kalması ve 26 Mart 1913'te Edirne'nin Bulgarlar tarafından işgaliyle derin bir acıya boğuldu.

Peşaveri kız kardeşine gönderdiği telgrafta üzüntüsünü, "Sevgili kardeşim, Edirne ellerimizden kaydı gitti. Allah bizleri korusun! Bu menfur hadise karşısında çaresizliğimizi tarif bile edemiyorum. Lakin takdir-i ilahiye kim karşı gelebilir? Hayatı pahasına Edirne'yi savunan Şükrü Paşa'yı tarih daima hayırla yad edecektir" sözleriyle dile getirdi

- Sultan Reşad'ın heyete ilgisi

Enver Paşa'nın talebiyle Çanakkale'de bir sahra hastanesi kuran heyet, savaşın bitmesiyle 1913 yılının Mayıs ayında İstanbul'a döndü. Burada sanat ve edebiyat dünyasının önde gelenleri ile tanışan heyettekiler, İstanbul'dan ayrılmadan Sultan Reşad tarafından Dolmabahçe Sarayı'nda kabul edildi.

Heyet üyelerine gözyaşları içinde tek tek sarılarak onlara teşekkür eden Sultan Reşad, saray mensuplarını şaşırttı. Çünkü sultanın kabul ettiği insanlara sarıldığı daha önce görülmemişti.

Peşaveri, Haziran 1913'te ülkesine dönen heyete katılmadı, İstanbul'da yaşananları anbean Hindistan'a bildirdi. Peşaveri, 22 Temmuz 1913'te kız kardeşine, "Sevgili Kardeşim, Türk Ordusu şükürler olsun Edirne'yi kurtardı. İstanbul'da bayram havası var" şeklinde yazdı.

- İngilizlerle savaştı

Rauf Orbay'ın vasıtasıyla Harp Okulu'na kaydolan Peşaveri, askeri eğitimine Beyrut'ta devam etti, 1. Dünya Savaşı başlayınca teğmen olarak Gelibolu cephesinde savaştı ve 3 kez yaralandı.

Sultan Reşad, 1915 sonunda Afganistan Kralı Habibullah Han'a Afgan Müslümanların desteğini almak üzere Rauf Bey başkanlığındaki bir heyeti, hediye götürmekle görevlendirdi. Heyete, Urduca ve Farsça bilen Peşaveri de dahil edildi, heyetin yolu Basra'yı işgal eden İngilizlerce İran'da kesildi. Afganistan'dan karayoluyla haca giden bazı Afganlıları silahlandırarak bir kıt'a haline getiren Peşaveri, sınır hattında önemli bir geçidi İngilizlere karşı 36 saat tutarak, heyetin esir düşmesine mani oldu, kendisi de yaralandı. Bu hadiseler üzerine heyet geri dönmek zorunda kaldı.

- AA'nın ilk personeli

Peşaveri, İstanbul'un itilaf devletlerince işgal edilmesiyle burada gizlendi, İzmir'in işgalinden hemen sonra 25 Mayıs 1919'da Rauf Bey ile gizlice Bandırma'ya geldi. Peşaveri, haziranda Amasya'ya geçerek, Kuvay-ı Milliye'nin İngilizce yazışmalarında görev aldı, AA'nın kuruluş çalışmalarında bulundu.

AA'nın ilk çalışanı olarak kayıtlara geçen Peşaveri, ajansta çalıştığı süre boyunca özellikle Yunan ordusunun Anadolu'da yaptığı katliamların Avrupa kamuoyuna duyrulması için özel çaba sarf etti.

Makalenin yazarı Mücahit Arslan, AA'nın kurucuları arasında yer alan Halide Edip Adıvar'ın anılarında, Peşaveri'nin birden fazla dil bildiğinden, ajansın ilk bürosu Milli Mücadele'nin ilk karargahı Ziraat Mektebi binasında ayrılan bölümde kendisiyle birlikte çalıştığını ve söylediklerini daktiloyla haberleştirdiğini anlattığını kaydetti.

- TBMM'nin ilk büyükelçisi

Milli mücadelede büyük faydalar gösteren Peşaveri, TBMM adına Ağustos 1920'de Afganistan'a "Fevkalade Murahhas" unvanıyla ilk Türk Büyükelçisi olarak atandı.

İngilizlerin takibinden kurtulmak için yaptığı 4,5 aylık zorlu yolculuk sonrası Kabil'e varabilen Peşaveri'ye burada Kral Emanullah Han tarafından büyük hüsnükabul gösterildi, kendisine saray tahsis edildi.

- "Anadolu işgal altındayken dönemem"

Kabil'e büyükelçi olarak geldiğini duyan ailesi Peşaver'e dönmesi için mektup üstüne mektup yazdığı Peşaveri, 10 yıl görmediği ailesine "Vatanım işgal altındadır. Ben hür bir adamım. İngiliz işgali altındaki topraklara gitmem" şeklindeki tarihi cevabını verdi.

Peşaverli Abdurrahman Bey, daha sonra Kabil'e gelerek kendisiyle Peşaver'e dönmesi için adeta yalvaran annesine "Anne, Anadolu işgal altındayken dönemem" dedi.

- Rauf Bey'e zannedilerek şehit edildi

Görevini 1922'de Fahreddin Paşa'ya devrettikten sonra İstanbul'a dönen Peşaveri, Rauf Orbay'ın maiyetinde hizmete başladı. Peşaveri, 21 Mayıs 1925 gecesi Beşiktaş'tan Nişantaşı'ndaki evine dönerken meçhul 3 şahıs tarafından tabancayla vuruldu.

Bir ciğeri parçalanan ve bel kemiği zedelediğinden belden aşağısı felç olan Peşaveri, tüm çabalara rağmen 30 Haziran 1925'te hayata gözlerini yumdu ve Maçka Mezarlığı'na defnedildi.

Peşaveri'nin beyaz tenli olması ve sima olarak Rauf Orbay'a benzemesi, asıl hedefin Rauf Orbay olduğu iddiasını güçlendirdi.

Ölüm haberi Hindistan'da büyük bir üzüntüyle karşılanan Peşaverli Abdurrahman Bey'in ismi, okuduğu Aligarh Koleji'nde kaldığı yurt odasına verildi ve Ensari'nin davetlisi olarak 1933'te Hindistan'ı ziyaret eden Rauf Orbay tarafından aynı odaya bir kitabe kondu.

Ayrıca Peşaver Üniversitesi'ne doğduğu şehir Peşaver'de okullararası spor müsabakaları için Rauf-Rahman Kupası adıyla bir kupa verildi.

Courtesy:  Sansürsüz Haber
 http://www.sansursuzhaber.com/aanin-ilk-calisani-pesaverli-abdurrahman-bey-361827h.htm


STFA ile TAV, Pakistan’da otoyol ve havalimanına talip - 03 Nisan 2014 Perşembe

STFA ve TAV yurt dışındaki yatırımlarında hız kesmiyor.

Pakistan’ın Siyahçi ve Lahore kentleri arasında otoyol inşaa edilmesi ve Lahore havaalanının büyütülmesi projesini gerçekleştirmeye STFA ve TAV talip oldu. STFA ve TAV’ın üst düzey yöneticileri Pakistan’da Başbakan Navaz Şerif ile biraraya geldi. Görüşmeye STFA CEO’su Mehmet Ali Neyzi, TAV Havalimanları Yatırım Koordinatörü Bülent Öztürk ve Pakistan-Türkiye İş Konseyi Başkanı Rıza Arsan yer aldı.

Uzmanlık alanımız

Toplantıda, Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Asıf da katıldı. Türk şirketlerinin CEO’ları havaalanlarının genişletilmesi alanında uzmanlıkları olduğunu vurgulayarak, Pakistan’da bu sektörde yatırımlara ilgililerini dile getirdi.

Courtesy: Haber Corlu

TÜRKİYE’DE OLMAK BÜYÜK ŞANS - Pakistan Türkiye Büyükelçisi Harun Şevket - Hayrettin TURAN

TÜRKİYE’DE OLMAK BÜYÜK ŞANS

Türkiye ve Pakistan ebedi dostluk ve kardeşlik bağlarıyla desteklenmiş ilişkilere sahip. Pakistan ve Türkiye halkları arasındaki sevgi ve duygusallık yüzlerce yıldır devam ediyor. Türkiye’de görev yapan Büyükelçileri konuk eden “EKSELANS” sayfalarının bu ayki misafiri Pakistan Büyükelçisi Muhammed Harun Şevket oldu.

Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
Pakistan’ın Türkiye Büyükelçisi olarak görevime 15 Haziran 2011 tarihinde başladım ve bir hafta içinde 22 Haziran 2011 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na güven mektubu sundum. Bu bizim benzersiz ilişkimizin bir yansımasıdır.
Ben Pakistan Dışişleri Bakanlığı’na 1978’de katılan bir diplomatım. Ne şanslıyım ki yurtdışındaki ilk atamam, 1982-1986 yıllarında görev yaptığım, Ankara’daki Pakistan Büyükelçiliği oldu. Paris, New York, Nijer ve Riyad dahil bir çok Pakistan misyonunda görev yaptım. 2006-2008 yıllarında Brezilya’da, Pakistan’ı Büyükelçi olarak temsil ettim ve aynı zamanda Pakistan’ın Bolivya, Kolombiya, Paraguay ve Surinam Büyükelçisi olarak akredite oldum.
Ankara’daki görevime başlamadan önce, Dışişleri Bakanlığı’nda Müsteşar Yardımcısı, Genel Müdür (Güney Asya) ve Genel Müdür (Birleşmiş Milletler) görevlerinin yanı sıra Afganistan ve ECO’ya Bakan ve Müsteşar görevini üstlendim.
 Ankara’da göreve başladığınız  yıldan bu yana Türkiye-Pakistan ilişkilerinde nasıl bir gelişim yaşandı?
df_48.jpgTürkiye’de Pakistan Büyükelçisi olarak göreve başladıktan sonra bir çok alanda önemli ilerleme kaydettiğimize inanıyorum. Enerji, altyapı, eğitim, güvenlik, basın, kültür gibi değişik alanlarda çok sayıda ikili işbirliği sözleşmesi imzalamak bunların arasındadır. Bu sözleşmeler, ticaret alanında ikili ilişkilerimizi daha da artırmak için sağlam bir çerçeve sağlamaktadır. Daha da önemlisi, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi vasıtasıyla ikili ilişkilerimiz ekonomik ve ticari ilişkilere odaklanmış bir stratejik ortaklığa dönüştü. Ayrıca Mayıs 2013 seçimleri ile birlikte seçilmiş yeni hükümetle ikili yatırımlarda çok önemli bir büyümeye şahit oluyoruz. Bu yükselen ivmeyi devam ettirmeyi ümit ediyoruz.
PAKİSTAN, TÜRK YATIRIMCILARI BEKLİYOR
Türkiye-Pakistan ilişkilerinin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye ve Pakistan ebedi dostluk ve kardeşlik bağlarıyla desteklenmiş ilişkilere sahip. Pakistan ve Türkiye halkları arasındaki sevgi ve duygusallık yüzlerce yıldır devam ediyor. Allama Muhammad İkbal ve Mevlâna Celâleddin-i Rûmî’nin şiirlerinde yatan manevi bir paylaşımımız var. Türkiye ile olan kardeşlik bağlarını destekleyen kocaman bir iyi niyet, sıcak duygular ve ortak sevgimiz var. Aynı zamanda Başbakan Navaz Şerif ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, ekonomik ilişkilerimiz de çok önemli bir büyüme kaydediyor. Liderlerimiz ekonomik ilişkilerimizi artırmaya çok istekli. Liderlerden gelen bu güven, iki ülkenin halkları arasında yenilenen bir ilgiye dönüşüyor.

Türkiye ve Pakistan arasındaki  ekonomik, kültürel ve siyasi ilişkilerden bahseder misiniz?
Pakistan ve Türkiye din, tarih ve kültür bağlarla çizilmiş özel bir ilişkiye sahip. İki faal demokrasiler olarak, perspektiflerimiz ortak bir görüş ve müşterek hedeflerle dikkat çekmektedir. Liderler, milletvekilleri, iş adamları, sivil toplum ve basın temsilcilerinin karşılıklı ziyaretleri ilişkilerimizi daha da güçlendirmektedir. Liderlerimizin ekonomik işbirliğini görüşmek için periyodik olarak bir araya geldikleri ortak platform Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’miz de mevcut.
ÇİN, PAKİSTAN'A 30 MİLYAR DOLAR YATIRIM YAPACAK

Pakistan Kültürünü tanıtmak için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
2013 ve 2014 yıllarının, Türkiye’de Pakistan Kültür Yılları ve Pakistan’da Türkiye Kültür Yılları olarak ilan edildiğini okurlarınıza söylemek istiyorum. Kültür yılı faaliyetleri çerçevesinde birçok etkinlik düzenlendi ve daha da düzenlenecek. Bu faaliyetler arasında Pakistan yemek festivali, önde gelen Pakistanlı sanatçıların resim sergileri, kamyon sanatı, Chugtai Sanat yarışması ( Pakistan’ın önde gelen ressamı Abdur Rehman Chugtai’dan ismini alan ve Ankara’nın lise öğrencileri arasında yapılan yıllık resim yarışması), üst düzey ziyaretlerin resimlerinin yer aldığı “Dostluğun Yolculuğu” kitabın yayınlanması, uçurtma festivali ve dahası bu faaliyetler arasında yer alıyor. Okurlar websitemizden ve sosyal medyadan güncel detayları alabilirler.

Pakistan ve Türk karşılıklı yatırımları daha çok hangi sektörlerde yoğunlaşıyor?
İkili yatırımlar kentsel gelişim, enerji, altyapı vs. gibi alanlarda yoğunlaşıyor.

Pakistan pazarına ilgi duyan ve yatırım yapmak isteyen Türk iş adamlarına ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?
ff_11.jpg
Türk iş adamlarına Pakistan’daki enerji, altyapı, belediye hizmetleri, tarıma dayalı sanayi ve bilgi teknolojisi sektörlerinde yatırım yapmaları için çağrıda bulunmak istiyorum. 180 milyon nüfusuyla Pakistan, yatırımcılara orta sınıfı genişleyen güçlü ve büyük bir tüketici pazarı sunuyor. Pakistan’ın yatırımcılara karlı dönüşleri olan çok büyük yatırım fırsatlarına sahip. Pakistan hükümeti girişimcilerin iş yapmaları için kolaylık sağlamada çok önemli bir rol oynuyor. Diğer bölge ülkeleriyle karşılaştırınca Pakistan, bu konuda rekabetçidir. GSİYH'de % 6-8 büyüme öngören politikalarımız ve programlarımız var. Bu nedenle yollara, binalara, havaalanlarına, alışveriş merkezlerine, elektrik santralleri, iletişim sistemlerine vs. olan ihtiyaç artacak. Türkiye ve Pakistan ortak menfaatleri için yakın işbirliği ortamı doğacak.
Pakistan hükümeti tarafından uygulanan tedbirli makroekonomik reformlar meyvesini vermeye başladı. Son çeyrekte, GSYİH beklenen büyümeyi geçerek %5’in üzerinde bir büyüme kaydetti. Pakistan para birimi %10 üzerinde değer kazandı. Karaçi Borsası tüm bölgenin en iyi borsalarından bir tanesi olarak konumunu korudu. Döviz rezervlerimiz yavaş yavaş artmakta. Enflasyon düşmekte. Tüm bu göstergeler yerel ve yabancı yatırımcıların güvenini yansıtıyor. Örneğin, dost ülke Çin, gelecek yedi yılda Pakistan’da farklı projelere 30 milyar dolar yatırım yapma taahhüdünde bulundu
Genel hatlarıyla günümüz  Pakistan  tomplumu, kültürünü ve insanınını anlatabilir misiniz?
“Pak olanın ülkesi” anlamına gelen Pakistan, zengin kültürel gelenekleri olan uzun ve farklı bir tarihin varisidir. Pakistan’daki kültürel desenler, zengin kültürel mirası ve gelenekleri anlatıyor. Gandhara, Harpa ve Mohencodaro gibi antik uygarlıkların merkeziydi. Pakistan’ın farklı bölgeleri eşsiz kültürel desenlere sahip. Pakistan’ın güzelliği bu kültürel çeşitlilikte saklı. Günümüzdeki Pakistan, iyi işleyen demokrasisi, iddialı ve özgür yargısı, canlı basını ve aktif sivil toplumu olan bir ülke.

Türkiye'de göreve başladığınızdan bu yana Türkiye-Pakistan ilişkilerinde nasıl bir gelişim yaşandı?
İkinci vatanım olarak gördüğüm Türkiye'de olmak benim için büyük onur. Pakistan’ın, Türkiye’deki Büyükelçisi görevine başladıktan sonra ikili ilişkilerin yanında, ekonomik ve ticari ilişkilere özellikle odaklanarak, daha da yükseltmeyi kendime vazife edindim. İkili ticaretimiz ilk defa 1 milyar doları geçti. Bu rakamı daha da yükseltmek için çabalayacağım.

Türkiye-Pakistan arasındaki ekonomik ilişkilerin boyutu bugün ne durumda?
Dediğim gibi ikili ilişkimiz stratejik ortaklığa dönüştü. İki ülkenin başbakanları periyodik olarak toplanan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin başkanlığını yapıyor. İki ülke de ekonomik ilişkilerimizin gelişmesini arzu ediyor. Ekonomik ilişkilerimizin özel sektör odaklı olmasını istiyoruz ve gelecek aylarda önemli sonuçlar bekliyoruz.

Ankara’da gitmekten keyif aldığınız yerler neresi?
Ankara’nın canlı bir sosyal ve kültürel hayatı var. Başkent olarak Türk hükümeti, yerel makamlar, diplomatik misyonlar, belediye ve diğer kurumlar tarafından düzenlenen etkinliklere katılıyoruz. Ankara’nın, Türk kültürünü yabancılara tanıtmak için en iyi yer olduğunu düşünüyorum. Ankara ve İslamabad’ın kardeş şehirler olduğunu bilmek bizi memnun ediyor.
Özellikle Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi gibi Ankara’da mevcut olan en önde gelen üniversitelerden Ankara’daki yüksek öğretimin kalitesi çok etkileyici.

Türk mutfağı ile aranız nasıl?
Adana kebap, Antep baklavası ve künefe gibi Osmanlı Türk mutfağını seviyorum. Türkiye’de aynı zamanda çok güzel balık yemekleri var. Lüfer ve levrek ızgarasını seviyorum. Pakistan ve Türk yemeklerinin ortak lezzeti var. Pilav, köfte ve kebap sadece iki ülkenin ortak yemekleri değil, aynı zamanda isimleri de aynı.

Ailenize zaman ayırabiliyor musunuz?
Diplomatik hayatın bir parçası olarak bir çok resmi toplantılara katılıyoruz. Hafta sonları ise daha çok ailemle zaman geçirmeye gayret ediyorum.

Türk kültürünün en sevdiğiniz yönü hangisidir?
Aile değerleri Türk ve Pakistan kültürünün önemli ortak özelliğidir. Türk uygarlığı ve mirasını çok etkileyici buluyorum.

Türk kültüründe sizi en cok etkileyen ne oldu?
Türk medeniyeti ve zengin tarihi beni çok etkiledi.

Ankara’da görev süreniz dolduktan sonra Türkiye ile olan bağlarınızı korumak için bir planınız var mı?
Türkiye’de kaldığımız günler benim ve ailem için unutulmazdır. Türkiye’ye karşı kalbimizdeki sevgi ve yakınlık her zaman devam edecek.

Daha çok ne tür kitaplar okuyorsunuz?
Tarih, biyografi ve dünya siyaseti gibi farklı konularda düzenli olarak kitap okurum.

Türkiye hakkında kitap yazmak gibi bir düşünceniz olabilir mi?
Belki.

Kitaplarla aranız nasıl;takip ettiğiniz bir Türk yazar var mı?
Türkiye, Mevlana'nın Mesnevi’sinden, ödüllü yazarlara uzanan ve hepimize esin kaynağı olan bilim adamı ve yazarlar servetine sahip.

Gezmek için fırsatınız oluyor mu, Türkiye’de nereleri gezip, gördünüz?
Türkiye, Pakistan gibi, coğrafi çeşitliliği olan bir ülkedir. Sık sık İstanbul’u ziyaret ediyorum ve Sinop’tan Rize’ye uzanan Karadeniz kuşağını ziyaret etme fırsatım oldum. Ayrıca İzmir, Konya, Antalya, Van gibi şehirleri ziyaret ettim ve daha birçok şehri ziyaret etme
planım var.
Courtesy: Turcomoney
External link: http://www.turcomoney.com/turkiyede-olmak-buyuk-sans.html

PAKISTAN: THE NEW ASIAN TIGER? Interview with Pakistan Ambassador to Turkey By Ceren Saydam 2.4.2014

Considered as a long term ally of Turkey, Pakistan is one of the most populous countries in the World with its estimated population around 180 million. The Pakistani rupee has seen a rise in its value the last few weeks indicating the things are going on a good path under the new government which came to power in June 2013. Although it is located in a critical region, Pakistan aims to continue and strengthen stability in the region; the country has already started doing peace talks with Taliban. Our interview with the Ambassador of Pakistan in Turkey, Haroon Shaukat indicates that Pakistan’s long term plans are to sustain stability and continue its growth while strengthening its relations with Turkey in all areas. 
-Can we talk a bit about the friendship between Pakistan and Turkey?
The relation between Turkey and Pakistan is a very special relationship. It is a relationship that goes deep into history, a relationship that goes into the heart of every Pakistani and every Turk.  It is a relationship that goes beyond history because there are many countries that we share common history but with Turkey, we also share common values. We also share a common culture. If you were to sit with a Pakistani family, or if a Pakistani were to sit with a Turkish family, you would see that we are struck by the commonality of the values despite the fact that we speak different languages, despite the fact that we are located in two very different geographies. Turkey is more close to Europe, is more open to Western ideas, you have a tradition of Western culture, starting from the time of the great leader Atatürk, who is a common leader for both Pakistan and Turkey.  We on the other hand, in South Asia, are in a more conservative environment, in a more closed geography. So despite these differences, our values are very similar. How young people respect the elders, how we act on a dining table…You know the habits are the same. We don’t share this with many other countries even if they are Islamic, even if they are in the neighborhood; with Turkey it is very special. 
In the last few years there has been a very fundamental shift in our bilateral relations. We had excellent political relations with all governments in the past but every since the new government has taken power in Pakistan, they have took a very sharp focus on the economic and commercial side of the relationship.  Now we officially call this relationship a strategic partnership. In this there is a very clear emphasis on the commercial and economic sides. 
Now this is taking place on two levels; one is government to government, the other is private sector to private sector –or public private partnership. We have had in the last six to eight months, a series of meetings with very large Turkish companies, with the Pakistani leadership-the Pakistani Prime Minister, leading Pakistani ministers, the chief minister of Punjab, chief ministers of other provinces as well. These companies are interested in energy progress in Pakistan, infrastructure, municipal services like solid waste management, like cleaning the cities, metro buses, public transport buses etc…So I think all the different stages have led for this relationship to take off.  We are hoping that in the following months we will have very substantial investments from the Turkish private sector in Pakistan. At the governmental level, the Turkish Exim Bank has set aside three hundred million dollars for investment projects in Pakistan. We hope to see more and more Turkish companies in building highways in Pakistan, motorways in Pakistan, perhaps construction of airports, energy projects, large dams, small dams, wind energy- Turkey is the pioneer of wind energy projects in Pakistan…So this is the overall framework of the relationship, I think we can take a great deal of satisfaction with this trend and trajectory of relationship which is supported with a very strong political will on both sides.
-Do you think both countries will benefit from diplomatic partnership in the future?
Yes, indeed. You know as I was saying, we are two important countries in two strategic geographies. Look at the location of Turkey. Turkey has one fourth in Asia and one in Europe; you control the two strategic straits to the Black Sea. At the time of the Cold War, everybody understood the importance of Turkey, as a partner of NATO. Now with the problems in Ukraine all of a sudden, Turkey’s strategic importance is back on the map. Look at your location vis-à-vis the Middle East, look at your location vis-à-vis Central Asia…Therefore we can say that Turkey is a very strategic country. Likewise Pakistan is in the crossroads of Middle East, Central Asia and South East Asia. We are neighbors of two of the most reputable economies, China above all and also India. Across Afghanistan and Central Asia we have the third emerging power which is Russia and we are located on an energy crescent; from Middle East to Iran and Central Asia. It is an area not only rich in energy but it is an area also rich in minerals. It is perhaps the future of the economic activity. We have very positive credit emerging in our part of the world.
At this point, it is important that Pakistan and Turkey become two economically and politically strong and stable countries and hence become fact of stability in to the Middle East region. 
-What do you have to say about the role of Pakistan about the stability in the region?
Pakistan can be a very stabilizing factor, we are a large country, we unofficially have 180 million people and in reality this number maybe higher. We are very strategically located; we have problems in our neighborhood, in Afghanistan. Pakistan has a key role in promoting peace and stability and Pakistan is also a critical factor perhaps for the regional prosperity. The Chinese are committing in a very big way to Pakistan, the Prime Minister is scheduled to go to China in the coming weeks. China has committed nearly thirty billion dollars of investments in Pakistan in the last seven years, which nearly makes four and a half billion dollars a year. China is interested in its Western region, which is taking them to the energy sources of the Middle East, of the wealth region. Other regional friends have been assisting partners. Pakistani rupee has gained around %10 of value in the last few weeks. 
-Do you think this increase in value of Pakistani rupee will be long term?
Yes. There are a number of factors which are combined to give its strength. Pakistani rupee had dropped to hundred and ten rupees to a dollar. Then it came below hundred which means clearly around %10 of appreciation. I read the statement of the Prime Minister. He desires that the value of the rupee should remain from 98 rupees to 100 rupees. There is reason for us to believe that it will stay this way because if the rupee gains too much value it can affect the exports. If it loses too much value, it generates inflation and other instabilities in the economic arena. A good fiscal discipline, a good monetary policy and broad based macro economic initiatives can keep it stable. We have a very good reason to believe that we are on a very good path. In the last 3-4 months, in the last quarter, our economic GDP growth rate surpassed 5% while the projection was 3,5%. This is not an annual rate so it is too early to start celebrating.  But the minister of finance has very clearly stated that the policy is to bring it up to 6-7% in the next two three years. 
Now, imagine a country with the size of Pakistan which has 180 million people. We start to grow at a rate of 6%, which will happen. This means an explosion of requirements; energy requirements, it is an explosion of the infrastructure requirements. You will need more roads, you will need more airports, you will need more efficient ports, and you will need more efficient banking. All of this must go hand in hand. Pakistan can be and it is likely to be, an Asian tiger in the next few years. We are very hopeful and we are also very hopeful that the situation in Afghanistan will stabilize, 2014 is a very critical year. I hope that we can also make significant progress on curbing the menace of terrorism in the country- on which very serious initiatives are on the way to resolve it. If we manage to improve significantly one of these situations within the country, if the external environment improves such as in Afghanistan, we are already making all our best efforts to have good neighbor relations with all our neighbors including India. 
We also have to remember that Pakistan has a very large population and the social development is also very important. We have a large segment of population which is under the poverty line; we need social services like education, like health, like communications…So it is a very big challenge for the government. It is not very easy. But I hope and I am very happy to see that all indications show that we are on a good path. 
-Do you have any comments regarding your relations with your neighbor India?
We have a very checkered history with India. I do not need to go into history. There is a history of complex the history of problems…But Pakistan is very sincerely interested in resolving all outstanding issues with India, especially the issue of Jammu and Kashmir. These are seriously complicated issues; we can compare this to the old issues of Palestine, as well as your issues in Cyprus. No single problem has a very quick fix when there are the political strategic interests of countries involved. Having said that, the current government has made very clear indications that we want normal, good neighbor relations with India and we want the relations to grow and at the same time we want progress on resolving the outstanding issues. So I think we are placed in a good situation where we can hope that we have already let the most part behind us. 
-Do you have anything else to add?
I want to take this opportunity to comment through your magazine, a message to our Turkish brothers, and a message to the Turkish corporate sector. They should look towards Pakistan; it is an area that offers different kinds of investment opportunities, very attractive trading opportunities. Pakistan has a very significant concession called the GSP Plus from the European Union, which means that a range of our textile products will be exempt from duties in the next three years which means that we will reach a textile boom in Pakistan, which means that our exports will gain growth and our textile industry will be back on its feet. Many of the Turkish textile companies which are not doing good business, which are finding it hard, it is a good opportunity for them to consider relocation in Pakistan. In today’s globalized world this is very common. There are good trading opportunities available, there are good investment opportunities available and many Pakistanis are looking forward to do business with Turkey. 
My own conviction is that the economic and commercial relations are essentially driven by the private sector. The governments provide good enabling environments, the governments provide good framework in which it becomes easier for the private sector to interact, exchange commercial interactions. So we hope that the coming weeks in Turkey result in happy election results,  that the political stability and economic prosperity that Turkey has enjoyed over a decade continues uninterrupted and we have our very best wishes for the future of Turkey and also Pakistan.
By Ceren Saydam
Courtesy: Diplomatic Observer
External Link http://www.diplomaticobserver.com/EN/belge/2-3698/pakistan-the-new-asian-tiger.html

Şerif'ten Erdoğan'a tebrik telefonu 01 Nisan 2014 Salı 22:20

Pakistan Pencap Eyaleti Başbakanı Şahbaz Şerif'in Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı seçimde aldığı oy oranından dolayı arayarak tebrik ettiği açıklandı

Pakistan Pencap Eyaleti Başbakanı Şahbaz Şerif, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı seçimde aldığı oy oranından dolayı telefonla arayarak tebrik etti.
Pakistan'ın Ankara Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamaya göre, Pakistan Pencap Eyaleti Başbakanı Şahbaz Şerif bugün öğlen saatlerinde telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Şerif, 30 Mart tarihinde yapılan yerel seçimlerde AK Parti'nin başarısından dolayı Başbakan Erdoğan'ı tebrik etti.
ANKARA, 1 April 2014: Chief Minister of Punjab (Pakistan) Mr. Muhammad Shahbaz Sharif held a telephonic conversation with Turkish Prime Minister Mr. Recep Tayyip Erdoğan this afternoon. Mr. Shahbaz Sharif congratulated the Turkish Premier on the success of AK Party in the local elections held on 30 March. 
Courtesy: 61 Saat

Turkish companies delegation calls on the Prime Minister of Pakistan

ISLAMABAD, 1 April 2014: Prime Minister of Pakistan Mr. Muhammad Nawaz Sharif met delegations of Turkish companies STFA and TAV who called on him at Prime Minister’s House today.
The meeting was attended by Mr. Mehmet Ali Neyzi, CEO STFA, Mr. Riza Arsan Vice Chairman Pakistan Turkey Business Council, Mr. Bulent Ozuturk Investment Coordinator TAV, Khawaja Muhammad Asif Minister for Defence, Mr. Muhammad Shahbaz Sharif, Chief Minister Punjab, Mr. Tarq Fatimi, Special Assistant to Prime Minister on Foreign Affairs, and Captain (Retd.) Shujaat Azim, Special Assistant to Prime Minister on Aviation.
Prime Minister Nawaz Sharif while talking to the delegation said that Pakistan’s economic policies have begun to show positive results and as a result the foreign investors are keen to harvest benefits of progressing economy. Many foreign investors have shown interest in investment in different sectors of economy, he added.
Prime Minister said that the keen interest and desire for investment in Pakistan is a strong manifestation of Pakistan-Turkish friendship.
The CEOs of Turkish companies told that their companies have expertise in management and expansion of airports and expressed their interest in investment in this sector in Pakistan.
Prime Minister said that a transparent process is being initiated for the management of the Airports and all the international companies would be invited to compete. He told that keeping in view the demands of the customers, we want to develop our airports on international standards.
Prime Minister told that Pakistan has provided friendly environment for the foreign investors and the Pakistan’s economy is full of opportunities in energy and infrastructure sectors. He recalled his meeting with the CEOs of the companies in Istanbul and said that we had very fruitful discussions in Istanbul in February.

Pakistan Yemek Festivali ve “Şefi’in Masası” - Pakistan Food Festival and Chef’s Table

Turkish Media coverage

Kanal D



Kanal D'de Pakistan Yemek Festivali by PakTurkey

TRT Turk



TRTTurkChefTable by PakTurkey


A Haber


A Haber'in Ankara'da Pakistan Yemek Festivali by PakTurkey

Anadolu Agency, Haberler and Sondakika



Pakistan Mutfağı Tanıtıldı - Pakistan Food... by PakTurkey